Hakan Ateş: Turizm Türkiye’nin petrolü gibidir

Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) tarafından Kundu Oteller Bölgesi’nde düzenlenen, 8. Uluslararası Resort Turizm Kongresi için Antalya’ya gelen DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği sohbet toplantısında, ekonomi gündemi ve bankacılık sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

DenizBank’ın özellikli ve öncelikli sektörleri arasında gemicilik, tarım, eğitim, sağlık, altyapı ve enerji ile birlikte turizmin de bulunduğunu belirten Ateş, “Türkiye’mizin bankacılık sektörünün toplam 17,5 milyar dolar civarındaki turizm kredisinden 3 milyar doların üzerinde bir pazar payı elde etmiş durumdayız ki bu da açık ara Türkiye’de turizmi en fazla finanse eden banka konumuna sokuyor bizi.” diye konuştu.

Ateş, 5 yıldızlı oteller ve birinci sınıf tatil köylerinin yanında pansiyondan hava yolu şirketlerine, tur operatörlerinden işletmecilere ve yatırımcılara kadar, yenileme, yeniden yapma işlemlerine uzanan bir zinciri finanse etmek istediklerini bildirdi. Turizmin bir ekosistem olduğunu ve sistemin, en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu ifade eden Ateş, her halkanın güçlü olması için çaba sarf ettiklerini vurguladı.

2015 ve 2016 yıllarındaki sıkıntılı dönemin ardından 2017 yılından itibaren toparlanmaya başlayan turizm sektörünün bu yıl daha da yükseldiğini dile getiren Ateş, “Görünen o ki 2019, 2020 ve 2021’de de bu süreç hızlanarak devam edecek. Turist sayısı 40 milyona yaklaştı, muhtemelen sene sonunda bulur veya biraz geçebilir. Turizm geliri 30 milyar doları aştı. Bu noktada biraz düşündürücü olan konu turist başına gelirlerin 850 dolardan 100-150 dolar daha altına düşmüş olması. Maalesef dünyanın belki de en güzel noktalarını, en iyi servis kalitesini ve de sadece doğa değil, tarihi güzellikler de dahil biraz ucuza satıyor konumundayız. Bu, birçok jeopolitik nedenden veya sektördeki bu işin belki de yeterince şu ana kadar organize edilemeyişinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

DenizBank’ın KKTC turizmini de finanse eden bir banka olduğunu anlatan Ateş, Ercan Havaalanı’nın tek finansörü olan bankanın, Kıbrıs Barış Suyu projesinin de finansörü olduğuna dikkati çekti.

“EKONOMİNİN GENELİNDE GİDEREK BİR İSTİKRARA KAVUŞMA VAR”

Türkiye’nin oldukça hareketli bir yaz geçirdiğini, özellikle ağustos ayı ortasında finansal boyutu çok inişli çıkışlı bir dönemin yaşandığını, şimdi bunun dengelenme sürecinde bulunulduğunu belirten Ateş, şöyle devam etti:

“Ve tabii bunun bazı maliyetleri oluyor ama görünen o ki şu an itibarıyla daha istikrarlı bir döneme doğru gidiliyor. Gerek faizler gerek kur nispeten daha istikrar kazandı. Önümüzdeki dönemde daha da iyileşerek devam edeceğini düşünüyoruz. Tabii bu durum, büyümeden önümüzdeki 1-2 sene içerisinde fedakarlık etmemizi gerektirebilir. Fakat sonrasındaki gelişmeler düşünülürse, eğer buradan doğru bir girişle ve altyapıyla iş kotarılabilirse ondan sonra daha iyi bir büyüme, daha sağlıklı bir büyüme olacağını hepimiz öngörebiliriz. Bu dönemin aşılması kanaatimce biraz da özel sektördeki yapılanma ve onun ne şekilde seyir izleyeceği ve düzenleyicilerin, otoritelerin bu konuda nasıl bir pozisyon alacağına bağlı olacaktır. Sonuçta baktığımızda ekonominin genelinde giderek bir istikrara kavuşma var, belki çok fazla büyümenin olmadığı önümüzdeki birkaç yılın arkasından, doğru adımlarla ve reformlarla, daha sonrasında çok daha sağlıklı bir büyümeye gidiş olacağını öngörüyorum.”

Ateş, kamu, bankacılık ve hane halkı dışında özel sektörün net açık pozisyonu 210 milyar doların üzerinde olması nedeniyle kurdaki dalgalanmadan kısmen etkilendiğini belirterek, bunun giderilmesi için, iç ve dış talebin dengeleneceği bir ekonomik modele gidilmesinin doğru olacağını söyledi.

İç talebin dış taleple dengeli hale gelmesi durumunda Türkiye’nin önünün son derece açık ve parlak olduğunu ifade eden Ateş, “Turizm de Türkiye’nin petrolü gibidir. Her sene 30 milyar dolar ama potansiyel olarak 60-70 milyar dolar gelir getirebilir. 50’den fazla sektöre doğrudan artı değer yazacak bir sektörden bahsediyoruz.” dedi.

TURİZM SEKTÖRÜNE YATIRIMCI İLGİSİ

Turizm sektöründe kriz yıllarının ardından sektörün kullandığı kredilerde bir yapılandırma yapılıp yapılmadığına yönelik soru üzerine DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, turizmde yaşanan sıkıntılı yıllarda borç servisinde bazı sıkıntılar, gecikmeler olduğunu fakat bunu proaktif bir yaklaşımla öngörerek yeniden yapılandırdıklarını bildirdi. Ateş, “Tam rakam söylemeyim ama 1,5 milyar doların üzerinde bir yapılandırma yaptık DenizBank olarak.” açıklamasında bulundu.

Turizmin yukarıya gittiğini ve sektörün dinamik yapısını koruduğunu kaydeden Ateş, sektöre geçen yıl ve bu yıl çok fazla sayıda yatırım da gelmeye başladığını dile getirdi.

Ateş, “Yani sadece bizimle konuşan yatırımcıları biliyorum ama eminim ki bizim bilmediğim de çok sayıda ilgili gruplar var. Kıta Avrupa’sından Uzak Doğu’suna, Amerika’ sına kadar belli yatırımcı grupları. Bu aslında sektörün de orada yaratılan varlığın da değerli olduğunu gösterir. İyi ki sektöre kol kanat germişiz, elimizden gelen desteği vermişiz.” diye konuştu.

BANKALARA STRES TESTİ

Bir gazetecinin, “Dalgalı geçen dönem sonrası bankalara stres testi yapılacağı gündeme geldi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine Ateş, finans, yatırım dünyasında, yani paranın konu edildiği her yerde güven unsurunun çok önemli olduğunu, yatırımın, şeffaf, hesap verebilir, adil ve sorumluluk alan bir kurumsal yönetimin hakim olduğu yerlere gittiğini dile getirdi.

Bu yıl gelişmekte olan ülkelere 1,1 trilyon dolar civarında yatırım olduğunu, Türkiye’nin yabancı yatırımdan aldığı payın nispi olarak biraz azaldığını ifade eden Ateş, güven ortamını tesis etmenin son derece önemli olduğunu vurguladı. Ateş, “Çünkü nereden bakarsanız bakın finans yani para en akışkan şeydir. Risk gördüğü yerde kalmak istemez ama görünen o ki bu güven ortamının giderek tesis edilebileceği, getirilerin de iyi olabileceği şeyler oluyor. Yani bir ortam, bir iklim oluşmaya başladı. Turizm sektörü için bunu özellikle söyleyebilirim.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’deki bütün bankaların son derece şeffaf ve hesap verebilir durumda bulunduğunu, Uluslararası Muhasebe Sistemine göre 3 aylık bilançolarda da bunun açıklandığına işaret eden Ateş, problemli kredi oranın yüzde 3,4 olduğunu, varlık yönetim şirketlerinin rakamları konulduğunda bu rakamın yüzde 4,9’a çıktığını, ikinci grup denilen dikkatli izlenmesi gereken kredi grubunda da rakamların yüzde 13-14’e çıktığını ama bunun çok korkutmaması gerektiğini söyledi.

Ateş, “Türkiye bankacılık sistemi son derece sağlam, iyi sermayelendirilmiş, sermaye yeterliği olan ve likiditesini çok iyi korumuş bir sektör. Gerçekten o kadar iyi çerçeve altına alınmış ve düzenlenmiş yani regüle etmiş bir sektör ki bankacılık, her kımıldayışınızda, milim hareketinizde bile dikkatli olmanız ve kurala uygun davranmanız lazım.” dedi.

AA

Amerikalı turiste İstanbul’da kaldığı otelde gasp

Olay, geçtiğimiz Cumartesi günü saat 12.00 sıralarında Şişli Mecidiyeköy’deki bir otelde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşı S.I., bir süre önce ameliyat olmak için İstanbul’a geldi. Buradan bir otele yerleşen turistin peşine 3 gaspçı takıldı. Turisti takip eden gaspçılar, kaldığı otele girerek başka bir odada kalmaya başladı. Gaspçılar turisti bir süre inceledikten sonra plan yaparak harekete geçti.

İHA

İHA

Turistin odasının kapısını tıklayan gaspçılar, kendilerini polis olarak tanıtarak içeriye girdi. Odada turisti etkisiz hale getiren gaspçılar, 500 dolar, 1 tablet ve 3 adet cep telefonu alarak kayıplara karıştı. Gaspçıların otele ve odaya girip çıktığı anlar ise güvenlik kameralarına yansıdı. Araştırma polisi kıskıvrak yakaladı.

İLGİLİ HABERSahte polisler gasp yaparken yakalandıSahte polisler gasp yaparken yakalandı

TUTUKLANDILAR

Olayın ardından turistin şikayeti üzerine konuyla ilgili çalışma başlatılan Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, otelin güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemelerde şahısların eşkalini belirleyerek kimliklerini tespit eden polis, K.A.(32) ve E.K.’yı (33) Şişli’de, D.P.’i (58) ise Maltepe’de kıskıvrak yakalayarak gözaltına aldı. Büroya götürülen gaspçılar, işlemlerinin tamamlanmasının ardından sevk edildiği adliyede çıkartıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. İHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Aynı bebeğe beraber hamile kaldılar, tıp tarihine geçtiler

Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletindeki lezbiyen çift, doğumu için aynı çocuğu hamilelik döneminde birlikte taşıyan ilk insanlar oldu ve olay tıp tarihine geçti.

İKİ KADIN DA OĞULLARINI BEDENLERİNDE TAŞIDI

Ashleigh and Bliss Coulter çifti şimdi 5 aylık olan oğulları Stetson ile çok mutlu ancak bu onlar için kolay bir süreç olmadı. Normalde lezbiyen çiftlerden yalnızca biri biyolojik olarak hamileliği yaşayabiliyor. ‘İki taraflı Zahmetsiz Tüp Bebek’ (Effortless Reciprocal In Vitro Fertilization’ ya da kısa adıyla ‘ER-IVF’ denilen bir yöntem sayesinde her iki kadın da döllenme sonrası oğullarını fiziksel olarak bedenlerinde taşımış oldu.

NEDEN VE NASIL?

Normal olarak bir donörden alınan spermlerle kadınlardan biri hamile kalıyor ve süreç diğer eşin herhangi bir katkısı olmadan tamamlanıyor ve bu kişi doğan çocuğu aslında sadece evlat edinmiş oluyor. Bu olayda eşlerden Bliss kendi biyolojik çocuğunun olmasını isteyen ancak hamile kalmak istemeyen taraf. Ancak aynı zamanda bir kadın olarak çocuk ile anne arasındaki bu fiziksel bağın kurulmasına da önem veriyor.

Doğum uzmanı Doktor Kathy Doody’nin fikri bu duruma çare arayan çiftin ilgisini çekti ve 2016 yılında konsültasyonlar başladı. Yöntemin nasıl işleyeceği gün gün belirlenerek çift hamilelik ve doğuma hazırlandı.

Bliss’in döllenen yumurtası inkübasyon yani ilk oluşum ve hücre bölünmesi dönemini laboratuvardaki kuluçka bölümü yerine Bliss’in vücudunda gerçekleştirdi ve Bliss’in vücudu döllenmiş yumurta için doğal bir kuluçka makinesi görevi gördü. Yumurta burada tam 5 gün kaldı. Embriyo Bliss’in içinde oluştuktan sonra ondan alındı ve donduruldu. Bu sırada Ashleigh’e hormon terapisi yapıldı ve hazır olduğunda da embriyo ona transfer edildi.

“PAHA BİÇİLEMEZ BİR DENEYİMDİ”

Bu yöntemde çiftin verdiği en önemli karar transferdeki riskleri göze almak oldu. Bundan sonra Stetson tüm büyüme sürecini Ashleigh’in vücudunda tamamladı ve Haziran 2018’de hiçbir komplikasyon olmadan 4 kilo olarak dünyaya geldi. Böylece Stetson Coulter insanlık tarihinde doğumundan önce iki kadın tarafından taşınmış ilk kişi oldu.

Bu yöntem geleneksel tüp bebek yapmaktan daha maliyetli ancak Bilss ve Ashleigh çifti abcNEWS’e verdikleri röportajda “Paha biçilemez bir deneyimdi” diyor ve Stetson için bir kardeş dünyaya getirmeyi planlıyor.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Pompeo, Kaşıkçı cinayeti için ‘hesap soracağız’ dedi

Pompeo, Hugh Hewitt Radyo programında Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülen Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın akıbetine ilişkin soruları yanıtladı.

Kaşıkçı cinayetine ilişkin henüz yeni bir gelişmenin olmadığını belirten ABD’li Bakan, “Ne olduğu konusunda, Kaşıkçı’nın trajik bir şekilde nasıl öldürüldüğü konusunda bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Dün, Suudi savcıların bu cinayetin önceden planlandığını ortaya koyduklarını gördünüz. Biz de gerçekleri öğrenmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığının Kaşıkçı cinayetinin sorumlularına yönelik soruşturma başlattığını ve bu kişilere yönelik vize yasağı getirmek suretiyle yaptırım uygulayacağını açıklamasını hatırlatan Pompeo, şunları kaydetti:

“Başkan (Donald Trump), sorumlulardan hesap soracağını açıkça ortaya koydu ancak Amerika’nın Suudi Arabistan Krallığı ile ilişkilerinde önemli, uzun dönemli ve stratejik menfaatleri var ve bu iki şeyi aynı anda yapacağız. Menfaatlerimizi koruyacağız ve sorumlulardan hesap soracağız.” AA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Son dakika… Trump’tan bombacı açıklaması

Trump, “Bu tarz hareketlerin ülkemizde yeri yok. Zanlı adalet gereğince yargılanacak. Bu şekildeki politik şiddet olaylarına ülkemizde yer yok. Dünyaya Amerika’nın birlik olduğunu göstermeliyiz” dedi.

AYRINTILAR GELİYOR…

İLGİLİ HABERABD'de bombalı paket olayları sürüyor | Son Dakika Haberleri |ABD'de bombalı paket olayları sürüyor | Son Dakika Haberleri | ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

ABD’li Senatör Graham’dan flaş Gülen açıklaması

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, katıldığı bir televizyon programında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in eylemlerinin incelendiğini söyledi.

FOX NEWS televizyon kanalındaki bir canlı yayına konuk olan Cumhuriyetçi Senatör Graham bir basın mensubunun ABD’li rahip Brunson ile ilgili olarak, ‘Erdoğan’ın devletin düşmanı olarak değerlendirdiği Fetullah Gülen’in iadesi konusunda bir değiş tokuş hiç gündeme geldi mi?’ sorusuna yanıt verdi. Graham, “Bu bir süreç, onların legal olarak söylediği deliller var. Bu adamın (Gülen’in) ne yaptığıyla ilgili bir soruşturma devam ediyor. Bu iki ilişkiyi birleştirmek uygun değil bizim legal sistemimizde de bu uygun değil. Türkiye’de bunu anladı. Trump ve Pompeo bu konuda çok çalıştı. Onlar (Türkiye) Rusya’ya karşı NATO müttefiki. Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek için bir yol bulmalıyız” ifadelerini kullandı.

Milli otomobiller

Hazır böyle bir konuya değinmişken, “milli” kavramını da açıklamakta fayda var. Özellikle otomotiv endüstrisi üzerinden gitmem gerekirse, bir modelin ya da otomobilin milli olabilmesi için, son tanımlamalara göre onun tüm fikri ya da teknik haklarının tümüne sahip olunması gerekiyor. Dış tasarımından, iç tasarımına, motorundan şanzımanına, elektrik tesisatından kullanılan teknolojik donanımlara kadar her şeyi ile yerli olan, o ülkede tepeden tırnağa üretilen otomobil milli kavramını bizlere açıklıyor.

Son yıllarda Türkiye’de bu konu hakkında bir adım atmış olsa da henüz karşımıza çıkan somut bir örnek ne yazık ki yok ama merakla bekliyoruz. Peki başka ülkeler neler yaptı?

Almanya – Volkswagen 

1938 yılından 2003 yılına kadar üretilen otomobil, düşük maliyetli halk otomobili olarak o dönemin Almanya’sında Adolf Hitler’in öncülüğünde üretilmişti. Proje, düşük maliyetli, ucuz ve basit bir otomobil olması yönündeydi. Projenin başında günümüzün spor otomobil üreticisi Porsche’nin kurucusu Ferdinand Porsche vardı.

beetle-kopya

Arkaya konumlandırılmış olan hava soğutmalı motoru, yumuşak ve sempatik hatlara sahip olan tasarımı otomobilin şirin duruşunu destekledi. Toplamda 21 milyon 529 bin 464 adet üretilen bu otomobil Almanların milli otomobillerinden biri…

Avusturya – Steyr

Ülkede başka ülkelerin markalarının üretimi yapılıyor olsa da onların en yerel üretimi olan araçları askeri taşıt olarak nitendirilen kamyonları olan Steyr’ler. 1987-2001 yılları arasında üretilen bu taşıtların operasyonel olarak(yedek parça ve servis) işlemleri devam ediyor.

steyr-kopya

Bu askeri kamyonları üreten marka ilk olarak 1864 yılında tüfek üretimiyle hayatına başlıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 14 bin çalışana ulaşan marka 1918 yılında otomotiv üretimine başlıyor.

Markanın tüfek üretiminde kullandığı ismi Steyr-Werke AG olarak 1926 yılında değiştiriliyor. 1934 yılında ise Austro-Daimler-Puch ismine geçiş yapıyorlar. Markanın ürün gamında o yıllarda Steyr 50 yer alıyordu sonrasında bu model 2.3 litrelik motorlar Steyr 220 oldu. Modern zamanda da bu marka efsane askeri kamyonlarını üretmeye başladı…

Bulgaristan – SIN Cars

2012 yılında üretilen otomobil Bulgaristan’ın ilk yerli spor otomobili olma özelliği taşıyor. Bulgar yarışçı ve mühendis olan Rosen Daskalov tarafından geliştirilen otomobil 6.2 litre V8 ve 7 litre V8 olmak üzere iki farklı motor seçeneğine sahip.

sincars-kopya

Hırvatistan – Rimac Automobili

2009 yılında kurulan marka Hırvatların otomotiv endüstrisinin değişimini yakalayacağı nitelikte. Tamamıyla elektrikle çalışan bu ootmobil “electric hypercar” olarak tanımlanıyor. Rimac’ın Concept One olan ilk modeli 2011 yılında Frankfurt Otomobil Fuarı’nda tanıtıldı. Marka C_Two adında bir yeni model daha geliştirdi. Bu yeni model ise 2018 yılındaki Cenevre Otomobil Fuarı’nda tanıtıldı. Son olarak Rimac’taki gelişimi ve geleceği gören Porsche markanın yüzde 10’luk hissesini satın aldı.

rimac-c2-kopya

Marka’nın tedarikçiliğiyle de dikkat çeken bir konumda. Örneğin Rimac ürettiği KERS hibrit sistemlerini Aston Martin’e satıyor ayrıca kendi üretimi olan batarya sistemlerini de Koenigsegg markasına satıyor. Jaguar, Seat ve Renault için ise multimedya sistemleri üretiyorlar. Rimac aslında bir teknoloji markası ama otomotiv endüstrisinden de pay almak istiyor.

Çek Cumhuriyeti – Skoda

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce kendi otomobilini üretebilen ülkelerden biri olan Çekoslovakya(Çek Cumhuriyeti), Skoda markasını yarattı. Yıllık 250 bin araç üretimi kapasitesi olan marka 1989 yılında Volkswagen tarafından satın alındı.

skoda_105_bj_1978_foto_hilarmont_1-kopya

Markanın en efsane modeli ise Skoda Estelle/105/120 olabilir. Bu otomobilin en güncel versiyonunu ülkemizde de görmeniz mümkün. Otomobil 1976’dan 1990 yılına kadar üretildi.

Fransa – Citroen

Başlığı okuduktan sonra Renault, Peugeot gibi markalara neden yer vermedin diye sorabilirsiniz ama burada Fransız halkı için en önemli olan model Citroen 2CV idi. 1948-1990 yılları arasında üretilen otomobil 1948 Paris Otomobil Fuarı’nda tanıtılmıştı. Otomobilin en önemli özelliği ise düşük maliyetli, bakımı kolay yapılabilir, sorunsuz olmasıydı. Otombil toplamda 7 milyon adet üretilmiştir.

2cv-kopya

Macaristan – Ikarus

Hangimiz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gürültülü ve çığlık atar gibi ses çıkaran kırmızı beyaz ya da mavi kırmızı renkli otobüsüne binmedi? Bu marka Macaristan’ın milli markası olarak geçiyor. Sadece otobüs değil, kamyon, çekici ve minibüs gibi araçlarda ürettiler. Marka 1895 yılında kuruldu ve 2003 yılına kadar hayatına devam etti.

ikarus-kopya

Bizim İstanbul’da şahit olduğumuz gürültülü otobüs modelleri ise 200 serisi diye geçiyor. Bu model ise 1967-1996 yılları arasında üretildi.

İngiltere – MINI

İngilizlerin aslına bakarsanız her markası İngiltere’Nin milli otomobili olmuş durumda. İngilizler Aston Martin, Bentley, Jaguar, Land Rover, Lotus, McLaren, MINI, Morgan ve Rolls-Royce markalarıyla sektörde oldukça ünlüler. Biz ise bunların arasından MINI’yi seçtik.

old-mini-cooper-kopya

MINI, ilk olarak 1959-1968 yılları arasında üretildi. Küçük, dört koltuklu, şık ve hızlı olan otomobil 20. yüzyılın en etkili otomobil modeli olarak seçildi. MINI’den toplamda 5,387,862 adet otomobil satıldı bunu 1.6 milyonu İngiltere’de satılmıştı.

Günümüzde ise MINI markası BMW çatısı altında faaliyet gösteriyor ve üretilmeye devam ediyor. Otomobilin iki kapılı modellerinin haricinde bir adet SUV modeli de bulunuyor.

İspanya – Seat

Akdeniz ülkesi olan İspanya’da ise günümüzde Volkswagen çatısı altında bulunan Seat markası yer alıyor. Seat, 1950 yılında İspanya ulusal endüstrisi tarafından kurulan bir marka(Sociedad Española de Automóviles de Turismo S.E.A.T.). Markanın ilk modeli ise Seat 600. 1965 yılında üretilen otomobil markanın ilk ihraç edilen modeli olarak da hatırlanıyor. 1970 ile 1973 yılları arasında da Finlandiya’da en çok satılan otomobil modeli olmuş.

seat600-kopya

İtalya – Fiat

İtalyanlar da Almanlar gibi birden fazla otomotiv markası yaratmış ve bu markalarla Dünya’ya damgalarını vurmuşlardır. Ancak spor otomobil üreticilerinin haricinde halk içinde otomobil yapan markaları var. Lancia, Alfa Romeo, Fiat bunların en önemlileri. Bizi ilgilendiren ise tabi ki Fiat.

500-kopya

Fiat’ın üretime başlama tarihi 1899 yılına dayanıyor. O dönemde 4 HP gücünde motoru olan bir otomobil üretmiş olsa da günümüzde de üretimine devam edilen 500 modeli İtalyanların en milli otomobili pozisyonunda. İlk olarak 1957 ile 1975 yıllarında üretilen otomobil şirin ve sevimli bir tasarıma sahipti. Aracın tarihi ise 1975 yılından sonra 2007 yılında tekrar üretime başlandı.1990 yılında da marka Volkswagen tarafından satın alındı.

İsveç – Volvo

İsveç’te üretilen SAAB markası da var ama durumdan en iyi biçimde faydalanan marka kesinlikle Volvo. İlk defa 1927 yılında kurulan marka, kamyon, otobüs ve inşaat ekipmanları üretip satıyordu. O günden bu yana 2016 yılında Dünya’nın en büyük kamyon üreticisi oldu. Marka otomobil üretimine 1927 yılında başladı.

volvo200-kopya

Markanın insan güvenliği hakkında sektöre getirdiği yenilikler o dönemde beridir vardı. 1944 yılında patlamayan araç camları, 1950’li yıllarda üç noktalı emniyet kemeri bunlardan bazıları.

1974 yılında üretimine başlanan 200 Serisi modelleri ise markanın efsanesi ve ülkenin de milli otomobili olmuş durumda. 200 Serisi’ni Volvo, Avrupa’da 1993 yılına kadar üretti. Markayı 1999 yılında Ford satın aldı, sonrasında 2010 yılında da Çinli dev Geely markası satın aldı. O günden bu yana Volvo’daki gelişim inanılmaz…

Romanya – Dacia

Ülkemizde de şuan satılan ve hatta Renault tarafından satın alınan marka ilk olarak üretimine 1968 yılında başladı. Renault tarafından ise marka 1999 yılında satın alındı. Markanın 1100 modeli üretilen ilk modeli olarak tanımlanıyor. Renault 8 ve 10 modellerini andırıyordu. Her ne kadar Renault’u andırsa da Romanya’nın milli aracı olarak geçiyor.

dacia-1100-kopya

Rusya – Lada/AvtoVAZ

Sovyet Ruysa zamanında ülkenin otomotiv üretiminde toplam 600 bin kişi çalışıyordu. 1966 yılında kurulan marka VAZ2101 ile ülkemizde satılan Serçe, Avrupa’daki Fiat 124 ile döneme damgasını vurmuştu. Sonrasında ortaya çıkan zamanına göre daha modern modeller sayesinde(Niva) marka Rusya’nın milli otomobil markası olarak geçiyor.

lada-kopya

Yugoslavya – Yugo

Yugoslav milli otomobili Yugo’ya merhaba deyin. B segmenti şeklinde olan otomobil Fiat markası lisansı altında üretiliyordu. 1977 – 2008 yılları arasında üretilen Yugo, Fiat 127-128’in temelleri üzerine inşa edilmiş. Yugo’dan toplamda 794 bin 428 adet üretilmiş.

yugo-kopya

Amerika – Ford

Amerika’da birden fazla efsane ve otomotiv sektörüne yön vermiş markaya sahip. Bunun da en önemlisi sizin de tahmin ettiğiniz gibi Ford. Ford, Henry Ford tarafından kurulduğunda Model T modeliyle ünlendi. İlk üretim bandı sistemini geliştiren Henry Ford, otomotiv sektörüne o yıllarda yön veren kişi oldu.

model-t1-kopya

1896 yılında otomobil üretimine başlayan Henry Ford, Model T’yi 1908-1927 yıllar arasında üretti. Hala Dünya’nın En Çok Satan otomobilleri listesinde 3 sırada bulunan otomobilin o yıllardaki tercih edilme miktarı ortada…

modelt2-kopya

Avusturalya – Holden

Aslına bakarsanı Holden, General Motors grubunun bir parçası. Ülkedeki ilk üretim 1897 yılında başladı, Holden ise 1948 yılında Avusturalyalılar tarafından tasarlandı ve üretildi bu modelin adı ise 48-215 idi.

holden-kopya

Kenya – Nyayo Car

Orta Afirka ülkesi Kenya’nın ilk ve tek milli otomobili Nyayo’a merhaba deyin. 1986 yılında tasarlanan ve 1990 yılında üretilen otomobil 120 km/s hıza ulaşabiliyordu. Ancak ülkenin yetersiz kapitali otomobilin üretiminde sıkıntı doğurdu.

nyayo-kopya

Çin – Geely

Son yıllardaki üretim atağıyla birlikte Çin, birden fazla milli otomobile sahip. Özellikle 1950’li yıllardan sonra atağa kalkan ülke sanayileşme ve artan nüfusuyla dünyanın en büyük ekonomisi olmaya doğru emin adımlarla ilerliyor.

emgrand-kopya

Geely aslında şirketin adı ve bünyesinde Volvo, Polestar, Lotus, London Taxi co, Lykn & Co, Geely gibi markaları bulunduruyor. Geely Emgrand ise ülkemize bile gelmiş olan modellerden biri.

Emgrand Çinlilerin milli otomobillerinden biri olmakla beraber 2009-2014 yılları arasında üretildi. Kompakt sınıf otomobil olan Emgrand düşük bütçeli ve kullanışlı bir otomobil olarak dikkat çekiyor.

Hindistan – TATA

Son yılların en önemli markalarından biri olan TATA, Hindistan’ın milli otomobil markası. 1868 yılında kurulan marka Tata Steel, Tata Motors, Jaguar Land Rover, Tata Consultancy Services, Tata Power, Tata Chemicals, Tata Global Beverages, Tata Coffee, Tata Teleservices, Titan, Tata Communications ve Taj Hotels gibi birden fazla şirketi bünyesinde bulunduran bir yapı!

tat-kopya

Burada Tata Motors bizi ilgilendiren en önemli başlık. 1945 yılında kurulan Tata Motors, herkesin satın alabileceği bütçede olan ve 2008 yılında tanıtılan Nano ile dikkatleri üzerine topladı. Nano’nun fiyatı 3 bin dolar ve dört kapılı bir modeldi.

İran – IKCO

İran’ın milli otomobil markası IKCO, Samand modeliye karşınızda. İranlı mühendisler tarafından tasarlanan otomobil Peugeot 405 altyapısı üzerine inşa edilmiş. IKCO imzalı EF7 motora sahip olan otomobilin üretiminin yüzde 80’i İran’a ait.

samand-kopya

2003 yılından beridir üretilen otomobil halen satın alınabiliyor. Ayrıca yeni modellerin motorlarına fabrikasyon LPG’de takılabiliyor.

Japonya – Toyota

Evet Japonların Toyota’nın haricinde de büyük markaları var ama en çok satılan otomobil modelleri arasında Toyota Corolla yer alıyor ayrıca dünyanın en çok bilinen markaları arasında ilk 5 içerisinde Toyota’nın olması yetmez mi?

corolla-kopya

Corolla Türkiye’de dahil 15 farklı lokasyonda üretiliyor. İlk defa 1966 yılında üretilmeye başlanan Corolla günümüze kadar 40 milyon adetin üzerinde satış rakamına ulaşmış. Japonlara sağladığı prestij bakımınan ülkenin milli otomobil markalarından biri de Toyota.

Malezya – Proton

Malezya’nın da en önemli ve milli otomobil markası Proton. Ülkemizde de satın alınabilen proton ilk defa 1983 yılında kuruldu. Ancak marka Malezya’da yıllık 100 bin ile 170 arası üretim yapıyor.

waja-kopya

Markanın kompakt sedan modeli olan Waja, ülkemizde de satın alınabiliyor. 1.6 litrelik benzinli motora sahip olan Waja hem düz hem de otomatik şanzımanla satın alınabiliyor. Aracın üretim aralığı ise 2000 ile 2011 yılları arasında olmuş.

Güney Kore – Hyundai

Ülkemizde de üretimi olan Hyundai markası Güney Kore’nin iki milli otomobil markasından biri, diğeri de KIA ki iki marka çoğu durumda birlikte hareket ediyorlar.

accent-kopya

Hyundai, 1947 yılında kuruldu, 1967 yılında ise Hyundai Motor Company devreye girdi. Bu zamandan sonra otomobil modeli üretmeye başlayan marka ülkemizde de üretim yapıyor.

Markanın en efsane modeli diye düşünecek olursak da sizlere Accent diyebiliriz. 1994 yılından bu güne kadar yenilenerek üretilen otomobil toplamda 7.5 milyona yakın satış gerçekleştirdi.

Tayvan – Luxgen

Tayvan’ın milli otomobili olan Luxgen, M7 modeliyle MPV segmentinde yer alıyor. 2009 yılında kurulan marka sizinde tahmin ettiğiniz gibi pek eski değil.

luxgen_s3_sedan-kopya

Luxgen Orta Batı, Orta Amerika, Rusya, Çin ve Güney Batı Asya otomotiv pazarlarında satın alınabiliyor. M7 ve U7(SUV) modelleri olan marka, S3, S5, U6, U5 modellerine sahip.

Türkiye – Devrim

Ülkemizde üretilen birden fazla marka olsa da Devrim gibi tamamen yerli bir otomobilimiz hala yok. Devrim 1961 yılında, Eskişehir Demir Yolu fabrikasında 129 günde üretildi.

devrim-kopya

‘Türk devleti iflas edebilir’

Dolar kurunun 5.1 liraya yaklaşarak tarihi rekora koştuğunu, bunun ABD yönetiminin Tükiye’nin İçişleri ve Adalet bakanlarına yaptırım uygulamaya başlamasından kaynaklandığını belirten Die Welt ”Aslında açıklanan yaptırımların ekonomik açıdan anlamı yok, ama büyük bir felaketin yaklaşmakta olduğunun sinyalini veriyorlar” dedi.

‘ABD YENİ YAPTIRIMA HAZIR’

”ABD, belli ki, NATO partneriyle ihtilafı tırmandırmaya hazır. Washington bir dizi yeni yaptırıma hazırlanıyor” iddiasında bulunan Alman gazetesi, “Cumhurbaşkanı Erdoğan taviz vermez ve ek yaptırımlar yürürlüğe girerse sonuçları çok daha vahim olur ve devletin iflasına kadar varabilir” öngörüsünde bulundu.

Erdoğan yönetiminin ”Ver papazı al papazı” tavrı içinde olduğunu ve Türkiye’de 2 yıl tutuklu kaldıktan sonra ev hapsine çıkarılan rahip Andrew Brunson’ın ABD’de ‘rehine’ olarak görüldüğünü aktaran Die Welt, Brunson serbest bırakılmadığı gerekçesiyle açıklanan ilk yaptırım kararının bile etkisini gösterdiğini, yılbaşından beri dörtte bir oranında değer kaybeden liranın düşmeye devam ettiğini kaydetti.

‘GÖZLER SENATO’DAKİ KREDİ YAPTIRIMI TASLAĞINDA’

DZ Bank’ın döviz uzmanı Sören Hettler’in “Yatırımcılar yeni yaptırımların geleceğinden korkuyor, çünkü her iki taraf da taviz vermeye hazır gibi durmuyor” görüşünü aktaran Alman gazetesi, ABD Senatosu’na Türkiye’nin uluslararası mali kuruluşlardan borç almasını engellemeye yönelik tasarı sunulduğunu, bunun kabul edilmesinin Türkiye’ye ağır darbe olacağını, çünkü Türkiye’nin Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) en çok borç alan ülke olduğunu belirtti. Geçen yıl EBRD’den 1.8 milyar dolarlık kredi aldığını hatırlattı.

‘KREDİ BALONU VE YÜKSEK ENFLASYON’

Türkiye’ye uluslararası kredilerin engellenmesi için önce Senato’nun onaylaması ve ardından Trump’ın imzalaması gerektiğini, ama böyle bir ihtimalin dahi zaten iki yıldır hızla değer kaybeden liranın serbest düşüşüne yol açtığını, 2016 ortasından beri değer kaybının yüzde 40’ı geçtiğini sıralayarak şöyle devam etti:

“Nedeni, başarısız darbe girişiminden sonra, hükümet ve Merkez Bankası’nın durgunluğu önlemek için ekonomiye yoğun şekilde para dökmesi. Bu sayede krizin önlenmesinin ardından teşvik önlemleri geri çekilmedi. Ekonomik büyüme oranı yüzde 7’yi geçti, ama aynı zamanda kredi balonu oluştu ve enflasyon gemi azıya aldı. Halihazırda resmi kurumlar bile böyle bir sorunun olduğu kabul ediyor”.

‘ERDOĞAN FAİZİN YÜKSELMESİNE İZİN VERMEDİĞİ İÇİN’

Temmuz ayı itibarıyla enflasyonun yüzde 16’yı geçmesine rağmen faizin yüzde 17.75’te kaldığını ve Erdoğan’ın faizin yükselmesine vargücüyle engel olduğunu aktaran Die Welt, bu yüzden enflasyonu düştükten sonra değerli kağıtlardan geriye elinde asgari gelir kalan yabancı yatırımcıların Türkiye’den çekildiğini, yabancı sermayenin kaçtığını belirtti.

‘YABANCI SERMAYEYE EN BAĞIMLI ÜLKE’

‘Dünyada Türkiye kadar yabancı sermayeye bağımlı başka ülke olmadığı’ saptamasını yapan Alman gazetesi, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Erdoğan’ın iktidarında bu bağımlılık git gide büyüdü. Çünkü ülke sürekli olarak ihraç ettiğinden çok ithal ediyor. Bu yüzden sürekli artan cari açığın GSYİH’ya (Milli Gelir) göre oranı 2016’da yüzde 3.8’ken, 2017’de yüzde 5.5’e yükseldi. Bu cari işlemler açığı ancak ülkeye sürekli akan yabancı sermaye varsa —şu sıra günde 200 milyon dolar civarında- telafi edilebilir.”

Adil Öksüz davasında flaş gelişme

FETÖ/PDY soruşturması kapsamında örgütün ‘Hava kuvvetleri imamı’ firari Adil Öksüz’ün baldızı Belkıs Nur Tetik hakkında hazırlanan iddianame tamamlandı. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ‘Ağırlaştırılmış müebbet ile 15 yıla kadar hapis cezası’ istemiyle hazırlanan 9 sayfalık iddianame, Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Tutuksuz yargılanan Belkıs Nur Tetik’in iddianamedeki ifadedesinde Adil Öksüz’ün ablasıyla birlikte örgüt elebaşı Fethullah Gülen’in Amerika’daki evine gidip kaldıklarını kaydederek, “Adil Öksüz’ün ablam ile birlikte terörist başı Fethullah Gülen’in evinde kaldıkları, evine birkaç kere gittiklerini duydum” dedi.

İLGİLİ HABERAlmanya'nın gizli FETÖ raporuAlmanya'nın gizli FETÖ raporu

EVE GELİŞİNİ VE GİDİŞİNİ ANLATTI

Belkıs Nur Tetik, ifadesinin ayrıca, Adil Öksüz’ün eve gelişi ve gidişini anlatarak, şu ifadeleri kullandı:

“Adil Öksüz’ün 11 Temmuz 2016 tarihinde Amerika’ya gittiğini bilmiyorum. Adil Öksüz ayın 11’inden önceki yakın zamanda Akyazı’ya gelmemişti. 13 Temmuz 2016 tarihinde Adil Öksüz, aracı ile Akyazı’ya gelmişti. Adil’in geldiği saati hatırlamıyorum. Geldiği aracı bırakıp ismini bilmediğim bir arkadaşı ile siyah renkli markasını görmediğim araç ile Ankara’ya gitti. 15 Temmuz’da yapılmak istenen darbeye teşebbüs girişimi dolayısıyla yakalanmış. Adil, abim Ali Sami’yi aramış. Bir çevirme sırasında yakalandığını, gözaltına alındıktan sonra hakim tarafından serbest bırakıldığını, İstanbul’a döneceğini, kendisini havaalanından almasını istediğini, annem veya babamı arayarak söylemiş. Adil ile ilgili olayı biz ilk defa o zaman öğrendik. Abim Ali Sami, Adil’i havaalından almış. Abim, ablam Aynur’la Adil’i telefonla görüştürmüş. 18 Temmuz 2016 tarihinde abim Ali Sami, Adil’i alıp İstanbul’daki evine bırakmış. 19 Temmuz 2016 tarihinde de abim Ali Sami, eşi Melike ve Adil ile birlikte saat 03.00 sıralarında Adil’e ait 34 SIR plakalı araç ile Akyazı’ya geldi. Adil’le eve geldiğinde annem ayaktaydı. Ben geldiklerinin sesini duymuştum. Başka saat itibari ile ayakta olan kimse var mıydı onu bilmiyorum. Sabahleyin 09.00 ve 10.00 saatleri arasında Melike ile birlikte kahvaltıyı hazırladık. Ali Sami ile Adil kahvaltı yaptı. Onlar farklı bir masada otuyordu. Kahvaltı bittikten sonra Adil ve Ali Sami odalarına çıktılar. Adil saat 14.00 sıralarında aşağıya inip ‘anne ben gidiyorum. Allah’a ısmarladık’ deyip evden ayrıldı.”

İLGİLİ HABERFETÖ çatı davasında karar çıktıFETÖ çatı davasında karar çıktı

‘KAÇMASINA İMKAN SAĞLADIĞI TESPİT EDİLDİ’

İddianamede, Belkıs Nur Tetik’in Adil Öksüz’ü saklayıp kaçmasına imkan sağlayarak örgüt bağını ortaya koyduğu ifade edilerek, şunlar kaydedildi:

“Adil Öksüz’ün, şüphelinin eniştesi olması nedeniyle, şüphelinin Adil Öksüz’ün FETÖ/PDY silahlı terör örgütündeki konumunu bileceği, kaldı ki şüpheli Adli Öksüz ile aynı apartmanda ikamet ettiği, Adil Öksüz’ün Haziran ayı içerisinde eşi Aynur Öksüz’ü Amerika’ya bırakıp geldiğini ve firari Adil Öksüz’ün 13 Temmuz 2016 tarihinde siyah renkli bir araç ile Ankara’ya gittiğini bildiği, darbe teşebbüsünden birkaç gün sonra gerek görsel, gerek işitsel medyada Adil Öksüz isminin sıkça geçtiği ve Adil Öksüz’ün örgüt hiyerarşisindeki konumundan bahsedildiği, şüphelinin hakkında yakalama kararı olan Adil Öksüz’ü ailesi ile birlikte yaşamış olduğu ikametinde saklayarak kendi örgüt bağını da ortaya koyduğu, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde üst düzey görevli olan, hatta darbe teşebbüsünün planlayıcılarından olan Adil Öksüz’ü yetkili makamlara bildirmeyerek kaçmasına imkan sağladığı tespit edildi.”

İddianamede Belkıs Nur Tetik’in eşi Ökkeş Tetik’e ait telefonda, örgüt lideri Fethullah Gülen için yazılmış ‘Güller Gülen’e olsun feda, Gülen nesiller dolsun dünya’ gibi şiirlerin bulunduğu ve Bylock programının kullanıldığı tespit edildiği belirtildi.

İLGİLİ HABERJandarma Genel Komutanlığı'na FETÖ operasyonuJandarma Genel Komutanlığı'na FETÖ operasyonu

BANK ASYA’DA 19 HESAP AÇIP BİNLERCE LİRA YATIRMIŞ

Belkıs Nur Tetik’in 17/25 Aralık süreci sonrasında Bank Asya’ya yatırdığı binlerce lira paranın detaylarına yer verilen iddianamede şöyle denildi:

“Yine şüphelinin Bank Asya’da hesabının bulunduğu, hesap hareketlerinin incelenmesinde, hesabını aktif kullandığı, 17/25 Aralık süreci sonrasında 19 adet katılım hesabı açtırdığı, hesaplarının TL, dolar, euro, altın cinsinden muhtelif hesaplar şeklinde açıldığı, şüphelinin hesap bakiyesi ve gelişimi incelenmesinde 2013 Aralık ayında hesabında sadece 16,56 TL olmasına rağmen 2014 yılı Ocak ayında hesabında 100 bin 330 TL para bulunduğu, şüphelinin hesap hareketlerinde 29 Ocak 2014 tarihinde katılım hesabı açma adı altında 60 bin TL para yatırdığı, 3 Nisan 2014 tarihinde katılım hesabı açma adı altında hesabına 60 bin 716 TL para yatırdığı, bu ve bunun gibi birçok defa yüklü para yatırdığı, örneğin 15 Eylül 2014 tarihinde katılım hesabı açma adı altında 27 bin 899 dolar karşılığı 61 bin 418 TL para yatırdığı, bunun gibi bir çok döviz referanslı hesap hareketlerinin olduğu, örgüt elebanın talimatı ile örgütün finans kaynaklarından olan Bank Asya’ya talimatla para yatırdığının tespit edildiği”

Tetik’le ilgili davanın görülmesine 12 Haziran Salı günü Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. DHA

AGİT seçim raporunu sessiz sedasız yayınladı

Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Genel Seçimler sürecini izlemekle yükümlü Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)  heyeti, resmi olarak 24 Mayıs’ta görevine başladı. Büyükelçi Audrey Glover başkanlığındaki heyet, AGİT bünyesinde Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’ne (ODIHR) bağlı olarak görev yapıyor. Heyet, kampanya sürecine ilişkin ara rapor hazırlıyor. Seçim tamamlandıktan 8 hafta sonra AGİT ilkeleri açısından süreçte neler yaşandığını ve düzeltilmesi gerekenlere ilişkin hükümete önerilerini içeren raporunu yayımlıyor.

AGİT Heyeti, seçim sürecine dair hazırladığı İngilizce ara raporunu Cuma günü internet sitesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. AGİT Heyeti, geçmiş dönemlerde yapılan halk oylaması ve seçim raporlarına ilişkin basını bilgilendirmesi söz konusuyken; bu kez herhangi bir açıklama yapılmaması ve Türkçe rapor olmaması dikkat çekti. Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın bugün akşam AGİT Heyeti’ne tepki açıklaması yapmasıyla birlikte rapor gündeme geldi. Dışişleri, ara raporda gerçeklerle örtüşmeyen siyasi yorumlar yapıldığını savundu.

Amerika’nın Sesi’nin haberine göre, Dışişleri’nin açıklaması üzerine heyet yetkilisi ara raporu web sitesi aracılığıyla duyurduklarını ifade etmekle yetindi. Bu arada Büyükelçi Glover’in seçim ertesinde yapılacak basın açıklaması öncesinde röportaj taleplerini geri çevirdiği de gözlendi.

“Cumhurbaşkanlığı kampanyasındaki atmosfer kutuplaşmayı yansıtıyor”

AGİT Heyeti’nin Türkiye’deki seçim sürecine ilişkin hazırladığı 11 sayfalık ara raporda, öncelikle seçim mevzuatına ilişkin yapılan yasal değişiklikler hakkında bilgi verildi. Ana muhalefet partisi CHP’nin, mühürsüz oy pusulası ve zarf gibi düzenlemelerden bazılarını iptal ettirmek üzere Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduğu ancak ret yanıtı aldığı hatırlatıldı. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) ise, seçim sürecine ilişkin yegane karar verici organ olduğu ve siyasi partiler veya seçmenler tarafından YSK kararları aleyhine yargıya başvurulamadığı vurgulandı.

Raporda, “Cumhurbaşkanlığı Seçimi kampanyasındaki çatışmacı atmosfer, genel kutuplaşmayı yansıtıyor. Bütün (Cumhurbaşkanlığı) adaylar, birbirine karşı sert ve birbirini lekeleyici üslup kullanıyor. Mevcut Cumhurbaşkanı sıklıkla diğer adaylar ve partileri terörizm destekleyicisi olarak işaret ediyor” denildi. Keza 28 Mayıs’ta mevcut Cumhurbaşkanı’nın (Erdoğan’ın), CHP adayı (Muharrem İnce) aleyhine bir seçim kampanyası konuşması nedeniyle dava açtığı da ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı Seçimi kampanyasındaki anahtar konu başlıkları ise, “parlamenter sistemde değişiklik yapılması, olağanüstü hal (OHAL), döviz kurundaki artışla birlikte ekonomik durum, genç ve eğitimli işsiz rakamları” olarak sıralandı.

“Medya kuruluşları kapatıldı, gazeteciler tutuklandı”

AGİT Heyeti’nin ara raporunda, medya kuruluşları aracılığıyla kampanya yapılması meselesi yanı sıra sosyal medya kullanıcılarıyla ilgili duruma da yer verildiği görüldü. Raporda, “İçişleri Bakanlığı’nın verileri itibariyle 28 Mayıs – 11 Haziran tarihleri arasında 1199 sosyal medya kullanıcısı hakkında terör propagandası yaptığı, nefret söylemi kullandığı, devletin bütünlüğü ve toplumsal bütünlük aleyhine olduğu tespiti yapılırken; bu kişilerden 643’üne yasal ceza verildiği” bilgisi aktarıldı.

Türkiye’deki medya açısından ise, raporda, “Hükümetle bağlantılı veya kamu ihalelerine bağımlı sahipleri olan kuruluşlar egemen” ifadesi kullanıldı. Medyada kutuplaşma atmosferi olduğu, çok sayıda medya kuruluşunun kapatılarak gazetecilerin tutuklandığı da vurgulandı.

OHAL altında seçim yapılması endişesi

Uluslararası örgütlerin seçim sürecinin bütünlüğünü tehlikeye atacak şekilde, olağanüstü hal yönetimi altında seçimlerin yapılması konusunda endişelerini dile getirdikleri belirtildi. Bu konuda 9 Mayıs’da BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nden yapılan güvenilir seçim için ‘OHAL’i derhal kaldırın’ çağrısı hatırlatıldı.

Raporda, “Anayasa’nın ifade özgürlüğü hakkını genel anlamda koruma altına aldığı ancak medya üzerinde Terörle Mücadele Yasası ve internet ortamına ilişkin yasal düzenlemelerle sınırlamalar olduğu” da vurgulandı. Oysa “seçim mevzuatı uyarınca medya tarafından mutlaka eşit şekilde kampanyaları yansıtması gerektiği” ifade edildi. Buna karşın “Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), medyaya yaptırımlar uygulama gücünün ise yürürlükten kaldırıldığı” söylendi. Ayrıca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), medya izleme raporlarının ise kamuya açık olmadığı da kaydedildi.

Dışişleri Bakanlığı: “Gerçeklerle örtüşmeyen siyasi yorumlar”

Dışişleri Bakanlığı’ndan akşam yapılan açıklamada ise, “AGİT Seçim Gözlem Misyonu’nun 15 Haziran 2018 tarihinde yayınladığı Ara Rapor incelenmiştir. Ülkemizde seçimler çoğulcu ve rekabetçi ortamda demokratik standartlara uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte, anılan belgede, mevcut seçim süreci hakkında sahadaki gerçeklerle örtüşmeyen hatta siyasi nitelikli bazı yorumlara yer verildiği görülmüştür” denildi. Açıklamada, ayrıca “Anılan misyonla tam şeffaflık temelinde yürütülen işbirliğimiz sürdürülecektir. Seçim gözlemlerinde misyonların objektif ve tarafsız biçimde hareket etmeleri evrensel temel ilkedir. Dolayısıyla ülkemizdeki tüm gözlemcilerin buna uygun davranmalarını beklenmektedir” ifadeleri kullanıldı.