Sessiz ve sinsi tehlike: Kalsiyum yüksekliği

HABER/ NAZAN DOĞANER HALICI

Paratiroid bezi; boynumuzda tiroidin hemen yanında, sağında ve solunda ikişer tane olmak üzere, 4 adet bulunan ve parathormon adı verilen hormonu salgılayan bir bezdir. Bu bezlerin büyüklüğü, mercimek veya portakal çekirdeği kadardır. Parathormon, kemik yoğunluğu üzerinde etkisi olup, vücutta kalsiyum dengesini düzenler. Aşırı salgılanması, hiperparatiroidizme yol açar. Yani kanda kalsiyum değeri yükselir, kemiklerde erime başlar.

ROMATİZMAYLA KARIŞTIRILIR!

Parathormon salgılamasıyla ilk etki, kemiklerde başladığından hasta yaygın kemik ve adale ağrılarından şikayet eder. Sürekli yorgunluk sık görülen sorundur. Ayrıca kabızlık, iştahsızlık, hafıza sorunları ve depresyon gibi sorunlara yol açar. Diğer önemli bir husus da bu halde yapılan kemik yoğunluğu ölçümlerinde kemik erimesi (osteoporoz) tespit edileceğinden hastaya bir de kalsiyum takviyesi yapılabilir, bu büyük bir hatadır.

YÜKSEK KALSİYUM KALBE ZARAR VERİR

Yüksek kalsiyumun kalp ve kalpte elektrik iletimi üzerine olumsuz etkisi vardır. Özellikle 12mg/ dl üzerindeki değerlerde hastalarda ritim bozukluğu, çarpıntı, hipertansiyon ve daha ileri hallerde ani kalp durması görülebilir. Bu hastaların acilen hastaneye yatırılmaları ve hızla kalsiyum değerlerinin düşürülmesi gerekir. Kanda kalsiyumun yükselmesi böbreklere de zarar verir.

Kadın hastalarda tekrarlayan böbrek taşı tespit edildiğinde, mutlaka kanda kalsiyum ve parathormon ölçülmelidir. Zira taş tedavi edilse bile tekrarlayacaktır. Yüksek kalsiyum değeri ayrıca depresyona da yol açar.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Tanı koymak ve başka hastalıklardan ayırmak için 24 saatlik idrarda kalsiyum seviyesine bakılmalıdır. Paratiroid adenomun yerinin ultrasonografi ve sintigrafi ile ortaya konması ameliyat başarısını artırır. Bazı paratiroid adenomları çok güç ulaşılan yerlerdedir bu nedenle endokrin cerrahisi tecrübesi önemlidir. Cerrahi olarak çıkarılmasıyla hastanın şikayetleri birden düzelir, kemik ve kas ağrıları kaybolur, hazım sistemi ve psikolojik bozukluklar ortadan kalkar. Ameliyat, boynun yanında 2.5 cm’lik bir kesiden yapılır ve hasta aynı gün evine gidebilir.

Kırmızı et böbrek taşı yapıyor

Türkiye’de böbrek taşı hastalığı ile sıklıkla karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Hakan Kılıçarslan, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2,5 milyon kayıtlı hastanın bulunduğunu söyledi. Tedavi yöntemlerinin her geçen gün geliştiğini ifade eden Kılıçarslan, “RIRS dediğimiz bir operasyon şu anda yaygın olarak kullanılmaktadır. Böbreğin içine idrar kanallarını ve idrar kesesini kullanarak giriş yaptığımız için hastada herhangi bir kesi veya böbrekte herhangi bir delik açılmıyor. Doğal anatomik yapıları kullanarak yapılan bir operesyondur. Böbrek içerisine özel fleksibl dediğimiz bir cihaz ile giriş yaparak böbrek içindeki taş lazerle kırılıyor. Lazer bu taşları toz veya en fazla 2-3 milimlik parçacıklar haline getiriyor. Hasta artık bu kum şeklindeki küçük taşları konulan stentle rahatlıkla düşürebiliyor” dedi. 

Bu cerrahi yöntemde delik veya yara gibi şeyler olmadığı için hastanın genellikle 1 gece hastanede kaldığını belirten Kılıçarslan, “Türkiye’de bu ameliyatı en çok uygulayan klinikiz. Tabii ki her cerrahinin avantajlarının yanında dezavantajları olabilir. Ama bu cerrahide düşük orandadır. Kabaca yüzde 10 diyebiliriz. Bu dezavantajlar da ciddi şeyler değildir. Enfeksiyon olabilir, mikroplar taşın içine yerleşmiş olabilir. Bizim en çok tedirgin olduğumuz husus enfeksiyondur. Bazen hastanın hastanede yatış süresini uzatan yüksek ateş gibi yan etkileri olabilir. Binde bir oranında görülür. Bazen taş kırılma esnasında böbrek içerisinde bizi tedirgin etmeyecek ufak tefek kanamalar da olabiliyor” şeklinde konuştu. 

Taş oluşmasına engel olmak için yazın 3 litre, kışın ise 2 litre su içilmesini tavsiye eden Kılıçarslan, “Başka sıvılar değil, mutlaka su içilmesi gerekiyor. Bunun dışında sofra tuzunun az miktarda kullanılması önemlidir. Kırmızı et de taşa sebep olur. Taşın cinsine göre özel ilaç kullanımı, özel diyetler yapılması gerekiyor. Kırmızı etin önemli olmasının sebebi ise, protein parçalanınca ürik asit dediğimiz bir protein ortaya çıkmaktadır. Ürik asit hem taş oluşturur, hem de kalsiyum ogzanat dediğimiz diğer kristallerin yapışmasını kolaylaştırır. Ayrıca kendisi de yapışır. İdrarda taş oluşumunu önleyen molekülleri baskılar. İdrarın asidik olmasına sebep olur. Bunların hepsini bir araya getirirsek taş oluşumu için ayrı bir unsur ortaya çıkmış olur” dedi. 

Kılıçarslan, “Taş her zaman ağrıya sebep olmaz. Bunu ileride kanama yapmasından anlarız. Hazımsızlık, gaz gibi sıkıntılara yol açabilir. Daha önceden bir taş düşürme hikayesi varsa mutlaka yine bu tür hastalarda kontrol yapılması gerekir. Standart olarak bilgisayarlı tomografi dediğimiz ilaçsız ve radyasyon dozu düşük olan inceleme yöntemiyle bakılabilir” diye konuştu.