Asgari ücret 2019’da ne kadar oldu? AGİ dahil mi?

Asgari Ücret Tespit Komisyonun 4. toplantısı gerçekleşti. Günlerdir beklenen asgari ücret zammı 4. toplantının ardından açıklandı. Geçen yıl bin 603 TL olan asgari ücrete yüzde 417 lira yani 26,05’lik zam geldi ve 2 bin 20 lira oldu.

SELÇUK: YÜZDE 26 ARTIŞ YAPILDI

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, toplantının ardından açıklama yaptı.

Bakan Selçuk şunları kaydetti: “1 Ocak’tan itibaren geçerli olacak ücret brüt 2 bin 558 TL, net 2 bin 20 TL olarak belirlendi. Geçen yıla kıyasla yüzde 26,05 artmıştır. Mevcut enflasyon oranının üzerinde artış sağlayarak işçiyi enflasyona ezdirmeyeceğimize dair sözümüzü tuttuk. Bu karar komisyonun oybirliğiyle alınmıştır. Oybirliği üç kez sağlanmıştı. Evli ve üç çocuklu bir asgari ücret 2 bin 155 TL oldu
zehra-zumrut-selcuk

TÜİK NE ÖNERMİŞTİ?

Komisyon, ücreti belirlemek için üçüncü toplantısını 20 Aralık’ta yapmıştı. Toplantıda, bir işçinin asgari geçim tutarını komisyonla paylaşan TÜİK, asgari ücreti “ağır” statüdeki işlerde 2 bin 213 lira 40 kuruş, “orta” statüdeki işlerde bin 978 lira 80 kuruş, “hafif” statüdeki işlerde bin 841 lira 40 kuruş olarak önermişti.

TÜİK’in önerdiği rakamların, gerek işçi gerekse de işveren tarafının tekliflerinin somutlaşması ve pazarlıklara başlanması bakımından belirleyici niteliği bulunuyor.

İLK KEZ ASGARİ ÜCRETLİ BİR İŞÇİ DE YER ALDI

Komisyonun bu yılki ilk toplantısı 6 Aralık’ta Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ev sahipliğinde gerçekleşmişti. Bu toplantıda ilk kez asgari ücretli bir işçi de yer almıştı. Yalova Üniversitesinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Güvenlik-İş Sendikası üyesi Gülden Görmez, Asgari Ücret Tespit Komisyonunda Türk-İş heyetindeki 5 kişiden biri olmuştu.

asgari-ucret2

TİSK’in ev sahipliğinde 13 Aralık’ta düzenlenen ikinci toplantıda, işçi heyetine başkanlık eden Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nazmi Irgat, “Rakamsal pazarlığa başlamadığımız için tam bir sonuç çıkmadı. Henüz erken ama TÜİK’in açıklamasından sonra bir sonuç çıkacağını bekliyorum.” açıklamasını yapmıştı.

İşveren heyetine başkanlık eden TİSK Genel Sekreteri Akansel Koç ise “2018 yılı işsizlik, büyüme ve enflasyon rakamlarını gördük, 2019 yılındaki hedefler çok daha farklı, işsizlik oranları çok daha farklı. Bunların hepsini dikkate alarak bir rakam öngörüp paylaşacağız.” demişti.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Alışveriş merkezlerinden 130 milyar lira ciro

Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Hulusi Belgü, sektöre ilişkin yıl değerlendirmesi ve gelecek yıldan beklentilerine yönelik AA muhabirine yaptığı açıklamada, perakende sektörünü ve kamuoyunu çok uzun zamandır meşgul eden kiraların TL’ye çevrilmesi konusunda bu yıl yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile belirsizlik durumunun ortadan kaldırılarak tartışmaya son verildiğini anımsattı.

Karar ile perakendecilerin maliyet yüklerinin büyük oranda hafiflediğini ve bu durumun meyvelerinin yakın dönemde toplanacağını ifade eden Belgü, “Perakendeciler ve AVM’lerimiz ayrılmaz iki parça. Bir tarafı etkileyen bir durum diğer tarafı da etkiliyor. Dolayısıyla bu olumlu havanın AVM’lerimize de olumlu bir şekilde yansıyacağını düşünüyoruz.” diye konuştu.

AVM’LER MİLYARLARCA ZİYARET ALDI

Belgü, en son açıklanan AVM’lerdeki perakende cirosu endeksine göre, ekim ayı ciro endeksinin bir önceki yılın aynı ayı ile karşılaştırıldığında ve enflasyondan arındırılmadan incelendiğinde yüzde 16,9 artış gösterdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Tüm yılı bu şekilde büyüme ile sürdürdük. Alışveriş merkezleri olarak 2018 yılını yaklaşık 130 milyar TL ciro ile kapatacağız. 2019 yılı için ise öngörümüz 160 milyar TL. AVM’lerde cirolar yıllık enflasyonun ortalama yüzde 5 ila yüzde 10 üzerinde artış gösteriyor. Ancak burada da izlenmesi gereken süreç perakendenin karlılığı. Perakendede artan enflasyon ve maliyetler sonrası karlılık oranlarında düşüş gözleniyor. Alışveriş merkezlerinde ciro artışlarını her ay yayınladığımız endeks verilerinde de görebiliyoruz. 2018 yılında metrekare verimlilikleri artış kaydetti. Metrekare verimliliği 2018 birinci çeyrekte 869 TL, ikinci çeyrekte 996 TL ve üçüncü çeyrekte bin 113 TL şeklinde gerçekleşti. Yıl içerisinde en yüksek artışlar da mağazalarında metrekare verimliliğini artıracak stratejiler geliştiren teknoloji kategorisinde yaşandı.”

Hulusi Belgü, ziyaretçi sayısının belli dönemlere ve özel günlere göre değişkenlik gösterdiğine işaret ederek, “Örneğin bayramlarda, okulların açılma döneminde ve yılbaşı öncesi ziyaretçi sayısı daha yüksek oluyor. Yılın geneline baktığımızda yıl sonu itibarıyla 2,3 milyar ziyaret sayısına ulaşacağını tahmin ediyoruz.” dedi.

2019 YILINDA 8-10 YENİ AVM AÇILMASI BEKLENİYOR

Belgü, Türkiye’de şu anda faaliyet gösteren 412 AVM’nin bulunduğunu ifade ederek Türkiye’nin 81 ilinin 63’ünde AVM’nin yer aldığını, 2019 yılında da ortalama 8-10 yeni AVM’nin açılacağını öngördüklerini söyledi.

Eylül ayında yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ve sonrasında ekim ayında yayınlanarak yürürlüğe giren tebliğ kapsamında TL ile kiranın zorunluluğu getirildiğini hatırlatan Belgü, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yeni olan bu süreci takip ediyoruz. Uzun vadeli düşünen AVM yatırımcısı açısından TL kira düzenlemesi bir belirsizlik yarattı ve bu durum beraberinde yatırımlarda durağanlığı getirdi. Şu anda proje planları hazırlanmış ve finansmanı sağlanmış yatırımların devam edeceğini düşünüyoruz. Bunu yanı sıra bir süredir belirttiğimiz üzere Türkiye’de birçok yerde AVM yatırımları artık belli bir doygunluğa ulaştı. Bundan sonra sektörde yeni AVM sayısı daha düşük oranlarda artış kaydedecektir. Kurdaki dalgalanma, 15 milyar dolar civarında bankalara kredi borcu olan fakat kiralarını TL ile tahsil eden AVM yatırımcısını elbette ki olumsuz etkiliyor. Bu anlamda AVM yatırımcılarının bankalarla görüşerek iş birliği yapmaları gerekecektir.”

Belgü, kira konusunun çok uzun zamandır perakende sektörünün ve kamuoyunun gündemini meşgul ettiğini aktararak, “Bakanlığımızın kiralarda TL’ye dönüş kararı ve ardından kur oranlarının da yayınlanan tebliğ ile belirlenmesinin ardından bu konudaki belirsizlik sona ermiş oldu. Şu anda da kiralamalarımızda Türk lirası ile yolumuza devam ediyoruz. Gelinen noktada maliyetler açısından en fazla payı kiraların oluşturduğundan şikayet eden perakendecilerimizin bu anlamda rahatlamış olmalarının yansımalarını da yakın zamanda hep birlikte göreceğimizi umuyorum.” diye konuştu.

AA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Adnan Bali 2019’dan umutlu

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, bankacılık sektörü ve Türkiye ekonomisine ilişkin yaptığı değerlendirmede, 2019 yılında gelişmiş ülke merkez bankalarının politikaları ve küresel likidite koşullarının Türkiye ile diğer gelişmekte olan ülkeler açısından önem taşımaya devam edeceğini söyledi.

Merkez bankalarının atacakları adımların büyük ölçüde öngörüler çerçevesinde gerçekleşeceği varsayımı altında, 2019’da gelişmekte olan ülkelerden önemli tutarda sermaye çıkışı yaşanmasının beklenmediğini belirten Bali, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşına ilişkin gelişmeler ile jeopolitik risklerin de küresel risk algısı açısından belirleyici olmayı sürdüreceğini dile getirdi.

Bali, yurt içinde ise uygulanması beklenen sıkı para ve maliye politikası paralelinde, 2019 yılının ilk yarısında gözlenebilecek zayıf seyrin ardından yılın ikinci yarısında ekonomik aktivitede kademeli toparlanma olmasını beklediklerini kaydetti.

2019 yılında ithalatın zayıf seyredeceğini; döviz kurlarının sağladığı rekabet avantajı ve Avrupa ekonomilerindeki büyümenin ihracatı desteklemesiyle net ihracatın büyümeye katkısının artacağını öngördüklerini belirten Bali, “Cari açıktaki daralma eğiliminin de ihracatın ve turizm gelirlerinin performansına bağlı olarak devam etmesini bekliyoruz. Eylül ayında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP), enflasyon ile mücadeleye destek vermek üzere kamunun tasarruf artırıcı önlem uygulayacağı açıklandı. Söz konusu politikaların uygulanmasındaki kararlılık ve baz etkisinin de yardımıyla 2019 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonda bir düşüş olacağını öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

“TÜRKİYE’NİN, KARŞI KARŞIYA KALDIĞI RİSKLERİ BERTARAF EDEREK AYRIŞABİLECEK GÜCÜ BULUNUYOR”

Adnan Bali, jeopolitik gerginlikler, yaptırımlar ve ekonomik sıkıntıların makroekonomik göstergeler açısından ülkedeki tabloyu biraz daha karmaşık hale getirdiğini belirterek, “Geçmişte kamu kesimi ve finans sektörünün kendisinin bir sorun olduğu dönemleri hatırlayacak olursak, bugünün öncekilerden en temel farkı bankacılık sistemi ve kamu kesiminin görece kuvvetli olması. Bu, şu anda içinden geçtiğimiz süreci yönetme bakımından bize bazı imkanlar ve opsiyonlar da sunuyor.” ifadelerini kullandı.

25araliksozkarti2

Türkiye’nin, aslında karşı karşıya kaldığı riskleri bertaraf ederek ayrışabilecek gücünün bulunduğuna dikkati çeken Bali, küresel ve yerel çapta birbirinin içine geçmiş sıkıntıların çözümünde her kesimin gayret göstermesi gerektiği vurguladı.

Bali, buradaki en önemli unsurun, ekonomideki güven ortamının kuvvetlendirilmesi olduğuna inandığını söyledi.

Petrolü, doğal kaynakları olmayan ve kendi tasarrufları büyüme ihtiyaçlarına yetmeyen bir ekonomi olarak en fazla güvene ihtiyacın olduğunu dile getiren Bali, “Güven olmadan bolluk, bereket olmaz. Bolluğu esas yaratacak olan; iş adamının geleceğe güvenle bakacağı, yatırım yapacağı, yeni fabrika açacağı, istihdam yaratacağı; yabancı yatırımcının bu ülkeye müsterih olarak sermaye akışı sağlayacağı, bunu geri almada bir kaygısının olmayacağı bir güven ortamıdır.” diye konuştu.

“YAPISAL REFORMLAR HAYATA GEÇİRİLMELİ”

Adnan Bali, Türkiye’de güveni yaratacak olanın da öncelikle yapısal reformların hayata geçirilmesi, belirlenecek takvim çerçevesinde uygun eylemlerin ortaya konması olduğunu söyledi.

Bu, iş dünyası ve üreticiler için öngörülebilirliği sağlamanın yanı sıra yabancı yatırımcıların ülkeye yönelik algısını iyileştirmek bakımından da kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Bali, şunları kaydetti:

“Dünya ezberleri bozan iktisadi, siyasi ve teknolojik değişimlere sahne olurken, Türkiye’nin, öncelikle hukuk ve eğitim başta olmak üzere yapısal reformları bir an önce gerçekleştirmesinin geleceğe daha başarılı, istikrarlı ve sağlıklı bir şekilde yol alabilmesinin de önünü açacağına inanıyorum. Bunun yanı sıra üretimde dışa bağımlılığın azaltması, yatırım ortamının iyileştirmesi, ihracat pazarlarının genişletmesi bunu pekiştirecek unsurlar olacaktır. Hemen hemen her alanda baş döndürücü hızda bir dijitalleşme trendine tanık olduğumuz bu dönemde, uluslararası rekabet gücünün artırılması için teknolojik atılımlar yapılması gerekliliği de göz ardı edilmemeli.”

Bali, yapısal reformların hayata geçirilmesiyle; sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme için daha fazla katma değer yaratan, nitelikli üretim yapan, Türkiye’yi bir üst lige taşıyacak yeni bir büyüme modeline daha rahat geçilebileceğini söyledi.

Büyük alt yapı projeleri ile bölgesinde önemli bir merkez olma özelliğine kavuşan, Orta Doğu ve Asya’ya yönelik para ve mal hareketinin ortasında bulunan Türkiye’nin, böylece bu konumunun avantajını da daha iyi bir şekilde kullanabileceğini ifade eden Bali, “Hem siyasi hem ekonomik krizleri yönetme anlamında iyi bir tecrübesi bulunan bir ülke olarak şimdiye kadar her zorluğu nasıl aştıysak, kamu özel fark etmeden, toplumun tüm kesimlerinin, tüm ekonomik aktörlerinin gayreti ile var olan sıkıntıları aşacağımıza, üstesinden geleceğimize, yeni bir hikaye yazabileceğimize inanıyorum.”

25araliksozkarti“ÖNÜMÜZDEKİ YIL AKTİF KALİTESİNİN KORUNMASI, BANKACILIK SEKTÖRÜ İÇİN ÖNCELİKLİ OLACAK”

İş Bankası Genel Müdürü Bali, 2018 yılında Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak, bankacılık sektörünün büyüme hızında yavaşlama ve aktif kalitesi göstergelerinde geçmiş yıllara nazaran bir miktar olumsuzluğun yanı sıra artan fonlama maliyetleri nedeniyle özellikle son çeyrekte önemli oranda daralan net faiz marjlarının dikkati çektiğini söyledi.

Kredi talebinin, yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde artan faiz oranlarıyla birlikte ekonomik aktivitede belirginleşen zayıflama, üçüncü çeyrekte yüksek boyutlara ulaşan kurlardaki dalgalanma sonrası enflasyonda yaşanan hızlı artış nedeniyle önemli ölçüde azaldığını ifade eden Bali, yılın son çeyreğinde ise alınan ekonomik tedbirler ile uluslararası siyasi ve jeopolitik belirsizliklerin azalışına bağlı olarak kurlardaki dalgalanmanın azaldığı ve faiz oranlarında gerilemenin başladığı bir dengelenme dönemine girildiğini kaydetti.

Bali, gelecek yıl görece zorlu ekonomik konjonktürde aktif kalitesinin ve karlılığın korunmasının, bankacılık sektörü için öncelikli olacağını vurguladı.

“İKİNCİ YARIDA BİLANÇOLAR TEKRAR SAĞLIKLI BÜYÜME TRENDİNE GİREBİLİR”

Adnan Bali, özellikle 2019 yılının ikinci yarısında enflasyonda beklenen nispi iyileşme sonrası faizlerde yaşanabilecek aşağı yönlü seyir paralelinde kredi talebinde de kayda değer artış yaşanmasının olası olduğunu söyledi.

Bu dönemde bankacılık sektöründe bilançoların sağlıklı büyümeyi sürdüreceğini belirten Bali, “Sektörün ekonomik büyümeyi hangi ölçüde destekleyebileceğinde karlılığı ve öz kaynaklarını karlılık yoluyla besleyebilme imkanları belirleyici olacak. İkinci yarıda bilançolar tekrar sağlıklı büyüme trendine girebilir.” ifadelerini kullandı.

Bali, başlıca risklerin ise global risk algısının artması, yurt içinde enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi ve büyümedeki toparlanmanın öngörülenden daha uzun bir döneme yayılması olarak göründüğünü dile getirdi.

Sektör olarak, 2019 yılı boyunca dünya genelinde gelişmiş ülke para politikalarını, dış ticarette korumacı politikaların sonuçlarını, Orta Doğu kaynaklı riskleri ve İran’a yönelik yaptırımları takip edeceklerini söyleyen Bali, bunların yanı sıra jeopolitik sorunlara dair gelişmeleri, küresel risk algısında bozulma yaratabilecek ve varlık fiyatlarında dalga boyutunu artırabilecek tüm bu unsurları yakından izleyeceklerini kaydetti.

“SORUNLU KREDİ ORANLARI YÖNETİLEMEYECEK SEVİYELER DEĞİL”

Adnan Bali, içinde bulunulan konjonktürün getirdiği zorluklara rağmen ekim sonu itibarıyla sektördeki takipteki kredi oranı yüzde 3,5 civarında olduğunu belirtti.

Bu oranın geçmişte çok daha zorlu süreçlerde daha yüksek seviyelerde olduğunu anımsatan Bali, “Şu andaki oranlar yönetilemeyecek seviyeler değil. Uluslararası kıyaslamalar açısından da baktığımızda, sorunlu kredilerdeki oranımızın, hala birçok Avrupa ülkesine göre daha düşük olduğunu ve iyi bir şekilde yönetmemize imkan verecek düzeyde olduğunu düşünüyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Tuncay Özilhan: İflaslar başlarsa durum daha kötüye gider

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı bugün Ankara’da düzenlendi.

İşte toplantıda konuşma yapan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın açıklamaları:

Dünyadaki krizlerin tarihi, neredeyse her seferinde krizleri tetikleyen faktörün siyaset kaynaklı olduğunu gösterir.

Ama siyasi olaylar her durumda ekonomik krize yol açmaz. Ekonomik temelleri sağlam, kamu bütçesi ve ödemeler dengesi açık vermeyen, bankacılık sektörü güçlü, denetim ve gözetimin iyi yapıldığı, merkez bankası ve diğer düzenleyici ve denetleyici kurumları özerk, kamu ve özel sektörde borçluluk oranları düşük olan ekonomiler krizlere dayanıklıdır.

Türkiye, biraz sonra daha detaylı yer vereceğim bazı sorunlara rağmen, 2001 krizinden sonra güçlendirilmiş olan ekonomik temelleri sayesinde, krizde önemli bir direnç gösterebiliyor.

Şirketler son 10 senedir kıymetli TL ve bol uluslararası finansmana dayalı bir model içinde idi. Bu şirketler şimdi zor durumda. Geçmişteki bir takım yanlış kararların bedeli ödeniyor. Konkordato ilan eden şirketlere her gün bir yenisi ekleniyor.

‘EĞER İFLASLAR BAŞLARSA DURUM DAHA DA KÖTÜYE GİDER’

Moraller bozuluyor. Reel sektör, yüksek enflasyon ve TL’deki dalgalanma nedeniyle önünü göremiyor. Yüksek faiz oranları kredi kullanımını sınırlıyor. Eğer iflaslar başlarsa, durum daha da kötüye gider.

Dalga dalga KOBİ’lere, esnafa ve vatandaşa yayılır. İşsizlik bugünkü seviyelerinin üstüne çıkar. Yüksek işsizlik ve enflasyon halkın satın alma gücünü düşürür. Düşen talep şirketler kesimini daha da zora sokar.

‘KREDİ KAPASİTESİ HEPTEN DARALIR’

Bankaların bilançolarında sorunlu alacaklar artar ve kredi kapasitesi hepten daralır. Bu ihtimalin önüne geçilmesi için finans sektörünün doğru araçlarla desteklenmesi mutlaka gündeme alınmalı.

Reel sektör ve bankacılık sektörünün bir sarmal halinde aşağı çekilmesi önlenmeli. Belli bir süre için büyüme hızında sert bir düşüş kaçınılmaz görünüyor. Önemli olan bundan sonra ekonominin sağlıklı bir büyüme patikasına girmesi. Sağlıklı büyüme üretimden geçer. Üretimde yaratılan katma değeri artırmadan istikrarlı bir büyüme sürecine giremeyiz.

Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişin sancıları çekiliyor. Birçok yerde işler yürümüyor, her kademede kararlar bir üst merciye devrediliyor. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi “Bakanlıklarımızda sistemin henüz tam oturmamış olmasından dolayı bazı sıkıntılar olduğunu ve bürokraside bundan kaynaklı rehavet olduğunu biliyoruz.” İnşallah, bu sıkıntılar kısa sürede aşılır ve güçlü bir geleneği olan bürokrasimiz yeniden etkin bir şekilde çalışmaya başlar.

İLGİLİ HABERTÜSİAD Başkanı Bilecik'ten kriz açıklamasıTÜSİAD Başkanı Bilecik'ten kriz açıklaması ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Altın fiyatlarında düşüş sürüyor! Düşen gram ve çeyrek altın kaç lira oldu?

Altın fiyatları yatırımcılar tarafından ve altın hediye etmeyi planlayan vatandaşlar tarafından merakla araştırılıyor. Altın fiyatlarının hızlı hareketi son haftalarda duruldu ve altın fiyatları düşüş yönnünde bir seyir izlemeye başladı. İşte çeyrek ve gram altında günün fiyatları…

ALTIN FİYATLARINDA SON DURUM – 28 KASIM

Çeyrek altın 28 Kasım tarihinde, 328,96 TL’den alınıp, 336,46 TL’den satılıyor.

Gram altın ise 205,57 TL’den alınırken 205,61 TL’den satışa sunuluyor.

Yatırım için tercih edilen altınlardan olan Cumhuriyet altını 1.363,00 TL’den alınırken, 1.384,00 TL’den satılıyor.

Yarım altın ise 655,86 TL’den alınıyor ve 672,91 TL’den satılıyor.

altın fiyatları sözcü ile ilgili görsel sonucu

ALTIN NASIL DEĞERLENİR?

Altın fiyatları talebin fazla olması ya da satın alma durumunda yükselirken tam tersi durumda da altın fiyatları düşer. Bu durum altın fiyatlarını etkileyen en basit durumken altın fiyatlarının yükselmesinin ana nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz :

Küresel ve yerel enflasyon

Enflasyon; fiyat genel seviyesinde oluşan artışı gösteren ölçüt olarak tanımlanır. Eğer enflasyon yüksek ise paranızın alım gücü düşer. Küresel enflasyonda da para biriminin alım gücü düşüş gösterir. Bu durumda altın fiyatları her zaman yükseliş trendi içinde olmuştur. Para biriminin alım değeri düştüğü için altın fiyatları artar ve siz paranızla aynı miktarda altın alamazsınız. Bu nedenle küresel ve yerel enflasyon altın fiyatlarının en büyük düşmanıdır.

Küresel likitide

Likitide borsa programlarında sürekli duyduğumuz bir terimdir. Likitide; nakit akışı anlamına gelen bir borsa terimidir. Likitidenin artış göstermesi altın fiyatlarını doğrudan etkiler ve altın fiyatları yukarı doğur bir trend içine girer. Altın miktarı sabit iken altın maliyetinin artmış olması ve piyasa da paranın daha fazla olması altın fiyatlarının artmasına neden olacaktır. Bu nedenle küresel likitide altın fiyatlarını doğrudan etkileyen bir etkendir.

Altın stok durumu

Dünya üzerinde belirli miktarlarda altın stoğu mevcuttur. Yeni altın kaynakları bulunmadığı dönemlerde mevcut stok azalma gösterir ve altın fiyatları bu dönemde olağanüstü artış gösterir. Bu durum genelde düğün mevsimi olarak bilinen yaz aylarına girmeden ortaya çıkar. Bu dönemde altın alımları dünya genelinde en yüksek derece de gerçekleştiği için altın fiyatları muazzam derece de artış gösterir.

Küresel Riskler

Altın bir yatırım aracı olarak her devirde değerini koruyan ve zarar ettirmeyen bir meta olduğu için tercih edilir. Ancak altın fiyatlarını etkileyen ve altın fiyatlarının yükselmesine neden olan küresel risklerdir. Altın en kolay nakite çevrilebilen ve dünyanın her yanında işlem gören bir cevher olduğu için her insan yatırım amacı olarak altın satın alır. Özellikle küresel risklerin, savaşların olasılığının artması ile insanlar döviz fiyatlarına güvenmeyip nakitlerini altına çevirerek altın satın alırlar. Altın satın alımları piyasa da altın daralmasına neden olur ve altın fiyatlarının aşırı derece de artmasına neden olur.

Reel faiz oranları

Reel faiz ; elde tutulan para nın elde tutulmasının maliyeti olarak bilinir. Bu nedenle elinizde tuttuğunuz altının da elde tutulma maliyeti mevcuttur.Özellikle küresel reel faizler arttığında yerel reel faizler de artış gösterir. Bu durumda insanlar ve yatırımcılar nakitlerini altına çevirerek nakit tutma maliyetini ortadan kaldırmak ister. Nakitlerin altına çevrilmesi işlemleri piyasa da altının azalmasına ve doğrudan fiyatlarının artmasına neden olur.

Bu etkenler altın piyasasını olumsuz olarak etkileyerek altın fiyatlarının yükselmesine neden olurken altın fiyatlarının düşmesini sağlayan ve altın fiyatlarına doğrudan etkisi olan durumları da şöyle sıralayabiliriz;

ALTIN FİYATINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Altın üretim ve yatırım amaçlı kullanılan aynı zamanda da uluslararası piyasalarda işlem gören bir yatırım aracıdır. Altının fiyatını etkileyen faktörler, altının arz ve talebini etkileyen faktörlerdir. Bunlar ise;

1- Mücevher talebi başta olmak üzere altına olan endüstriyel talep,

2- Madencilik şirketlerinin altın çıkarma maliyetleri,

3- Altın arz ve talebinde ağırlıkları yüksek olan ülkelerin jeopolitik durumları,

4- Petrol ve diğer emtiaların fiyatları,

5- Merkez bankalarının altın alış ve satış işlemleri,

6- Merkez bankalarının para politikaları,

7- Reel faiz hadleri,

8- Enflasyon oranları,

9- Dünya ekonomilerinin büyüme hızları,

10- Altın üreticilerinin hedging işlemleri,

11- Altının işlem gördüğü vadeli piyasalardaki kısa ve uzun pozisyon miktarı,

12- Spekülatif amaçlı işlemler,

13- ABD Doları’nın diğer para birimleri karşısındaki değeridir.

Hakan Ateş: Turizm Türkiye’nin petrolü gibidir

Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) tarafından Kundu Oteller Bölgesi’nde düzenlenen, 8. Uluslararası Resort Turizm Kongresi için Antalya’ya gelen DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği sohbet toplantısında, ekonomi gündemi ve bankacılık sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

DenizBank’ın özellikli ve öncelikli sektörleri arasında gemicilik, tarım, eğitim, sağlık, altyapı ve enerji ile birlikte turizmin de bulunduğunu belirten Ateş, “Türkiye’mizin bankacılık sektörünün toplam 17,5 milyar dolar civarındaki turizm kredisinden 3 milyar doların üzerinde bir pazar payı elde etmiş durumdayız ki bu da açık ara Türkiye’de turizmi en fazla finanse eden banka konumuna sokuyor bizi.” diye konuştu.

Ateş, 5 yıldızlı oteller ve birinci sınıf tatil köylerinin yanında pansiyondan hava yolu şirketlerine, tur operatörlerinden işletmecilere ve yatırımcılara kadar, yenileme, yeniden yapma işlemlerine uzanan bir zinciri finanse etmek istediklerini bildirdi. Turizmin bir ekosistem olduğunu ve sistemin, en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu ifade eden Ateş, her halkanın güçlü olması için çaba sarf ettiklerini vurguladı.

2015 ve 2016 yıllarındaki sıkıntılı dönemin ardından 2017 yılından itibaren toparlanmaya başlayan turizm sektörünün bu yıl daha da yükseldiğini dile getiren Ateş, “Görünen o ki 2019, 2020 ve 2021’de de bu süreç hızlanarak devam edecek. Turist sayısı 40 milyona yaklaştı, muhtemelen sene sonunda bulur veya biraz geçebilir. Turizm geliri 30 milyar doları aştı. Bu noktada biraz düşündürücü olan konu turist başına gelirlerin 850 dolardan 100-150 dolar daha altına düşmüş olması. Maalesef dünyanın belki de en güzel noktalarını, en iyi servis kalitesini ve de sadece doğa değil, tarihi güzellikler de dahil biraz ucuza satıyor konumundayız. Bu, birçok jeopolitik nedenden veya sektördeki bu işin belki de yeterince şu ana kadar organize edilemeyişinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

DenizBank’ın KKTC turizmini de finanse eden bir banka olduğunu anlatan Ateş, Ercan Havaalanı’nın tek finansörü olan bankanın, Kıbrıs Barış Suyu projesinin de finansörü olduğuna dikkati çekti.

“EKONOMİNİN GENELİNDE GİDEREK BİR İSTİKRARA KAVUŞMA VAR”

Türkiye’nin oldukça hareketli bir yaz geçirdiğini, özellikle ağustos ayı ortasında finansal boyutu çok inişli çıkışlı bir dönemin yaşandığını, şimdi bunun dengelenme sürecinde bulunulduğunu belirten Ateş, şöyle devam etti:

“Ve tabii bunun bazı maliyetleri oluyor ama görünen o ki şu an itibarıyla daha istikrarlı bir döneme doğru gidiliyor. Gerek faizler gerek kur nispeten daha istikrar kazandı. Önümüzdeki dönemde daha da iyileşerek devam edeceğini düşünüyoruz. Tabii bu durum, büyümeden önümüzdeki 1-2 sene içerisinde fedakarlık etmemizi gerektirebilir. Fakat sonrasındaki gelişmeler düşünülürse, eğer buradan doğru bir girişle ve altyapıyla iş kotarılabilirse ondan sonra daha iyi bir büyüme, daha sağlıklı bir büyüme olacağını hepimiz öngörebiliriz. Bu dönemin aşılması kanaatimce biraz da özel sektördeki yapılanma ve onun ne şekilde seyir izleyeceği ve düzenleyicilerin, otoritelerin bu konuda nasıl bir pozisyon alacağına bağlı olacaktır. Sonuçta baktığımızda ekonominin genelinde giderek bir istikrara kavuşma var, belki çok fazla büyümenin olmadığı önümüzdeki birkaç yılın arkasından, doğru adımlarla ve reformlarla, daha sonrasında çok daha sağlıklı bir büyümeye gidiş olacağını öngörüyorum.”

Ateş, kamu, bankacılık ve hane halkı dışında özel sektörün net açık pozisyonu 210 milyar doların üzerinde olması nedeniyle kurdaki dalgalanmadan kısmen etkilendiğini belirterek, bunun giderilmesi için, iç ve dış talebin dengeleneceği bir ekonomik modele gidilmesinin doğru olacağını söyledi.

İç talebin dış taleple dengeli hale gelmesi durumunda Türkiye’nin önünün son derece açık ve parlak olduğunu ifade eden Ateş, “Turizm de Türkiye’nin petrolü gibidir. Her sene 30 milyar dolar ama potansiyel olarak 60-70 milyar dolar gelir getirebilir. 50’den fazla sektöre doğrudan artı değer yazacak bir sektörden bahsediyoruz.” dedi.

TURİZM SEKTÖRÜNE YATIRIMCI İLGİSİ

Turizm sektöründe kriz yıllarının ardından sektörün kullandığı kredilerde bir yapılandırma yapılıp yapılmadığına yönelik soru üzerine DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, turizmde yaşanan sıkıntılı yıllarda borç servisinde bazı sıkıntılar, gecikmeler olduğunu fakat bunu proaktif bir yaklaşımla öngörerek yeniden yapılandırdıklarını bildirdi. Ateş, “Tam rakam söylemeyim ama 1,5 milyar doların üzerinde bir yapılandırma yaptık DenizBank olarak.” açıklamasında bulundu.

Turizmin yukarıya gittiğini ve sektörün dinamik yapısını koruduğunu kaydeden Ateş, sektöre geçen yıl ve bu yıl çok fazla sayıda yatırım da gelmeye başladığını dile getirdi.

Ateş, “Yani sadece bizimle konuşan yatırımcıları biliyorum ama eminim ki bizim bilmediğim de çok sayıda ilgili gruplar var. Kıta Avrupa’sından Uzak Doğu’suna, Amerika’ sına kadar belli yatırımcı grupları. Bu aslında sektörün de orada yaratılan varlığın da değerli olduğunu gösterir. İyi ki sektöre kol kanat germişiz, elimizden gelen desteği vermişiz.” diye konuştu.

BANKALARA STRES TESTİ

Bir gazetecinin, “Dalgalı geçen dönem sonrası bankalara stres testi yapılacağı gündeme geldi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine Ateş, finans, yatırım dünyasında, yani paranın konu edildiği her yerde güven unsurunun çok önemli olduğunu, yatırımın, şeffaf, hesap verebilir, adil ve sorumluluk alan bir kurumsal yönetimin hakim olduğu yerlere gittiğini dile getirdi.

Bu yıl gelişmekte olan ülkelere 1,1 trilyon dolar civarında yatırım olduğunu, Türkiye’nin yabancı yatırımdan aldığı payın nispi olarak biraz azaldığını ifade eden Ateş, güven ortamını tesis etmenin son derece önemli olduğunu vurguladı. Ateş, “Çünkü nereden bakarsanız bakın finans yani para en akışkan şeydir. Risk gördüğü yerde kalmak istemez ama görünen o ki bu güven ortamının giderek tesis edilebileceği, getirilerin de iyi olabileceği şeyler oluyor. Yani bir ortam, bir iklim oluşmaya başladı. Turizm sektörü için bunu özellikle söyleyebilirim.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’deki bütün bankaların son derece şeffaf ve hesap verebilir durumda bulunduğunu, Uluslararası Muhasebe Sistemine göre 3 aylık bilançolarda da bunun açıklandığına işaret eden Ateş, problemli kredi oranın yüzde 3,4 olduğunu, varlık yönetim şirketlerinin rakamları konulduğunda bu rakamın yüzde 4,9’a çıktığını, ikinci grup denilen dikkatli izlenmesi gereken kredi grubunda da rakamların yüzde 13-14’e çıktığını ama bunun çok korkutmaması gerektiğini söyledi.

Ateş, “Türkiye bankacılık sistemi son derece sağlam, iyi sermayelendirilmiş, sermaye yeterliği olan ve likiditesini çok iyi korumuş bir sektör. Gerçekten o kadar iyi çerçeve altına alınmış ve düzenlenmiş yani regüle etmiş bir sektör ki bankacılık, her kımıldayışınızda, milim hareketinizde bile dikkatli olmanız ve kurala uygun davranmanız lazım.” dedi.

AA

Aynı bebeğe beraber hamile kaldılar, tıp tarihine geçtiler

Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletindeki lezbiyen çift, doğumu için aynı çocuğu hamilelik döneminde birlikte taşıyan ilk insanlar oldu ve olay tıp tarihine geçti.

İKİ KADIN DA OĞULLARINI BEDENLERİNDE TAŞIDI

Ashleigh and Bliss Coulter çifti şimdi 5 aylık olan oğulları Stetson ile çok mutlu ancak bu onlar için kolay bir süreç olmadı. Normalde lezbiyen çiftlerden yalnızca biri biyolojik olarak hamileliği yaşayabiliyor. ‘İki taraflı Zahmetsiz Tüp Bebek’ (Effortless Reciprocal In Vitro Fertilization’ ya da kısa adıyla ‘ER-IVF’ denilen bir yöntem sayesinde her iki kadın da döllenme sonrası oğullarını fiziksel olarak bedenlerinde taşımış oldu.

NEDEN VE NASIL?

Normal olarak bir donörden alınan spermlerle kadınlardan biri hamile kalıyor ve süreç diğer eşin herhangi bir katkısı olmadan tamamlanıyor ve bu kişi doğan çocuğu aslında sadece evlat edinmiş oluyor. Bu olayda eşlerden Bliss kendi biyolojik çocuğunun olmasını isteyen ancak hamile kalmak istemeyen taraf. Ancak aynı zamanda bir kadın olarak çocuk ile anne arasındaki bu fiziksel bağın kurulmasına da önem veriyor.

Doğum uzmanı Doktor Kathy Doody’nin fikri bu duruma çare arayan çiftin ilgisini çekti ve 2016 yılında konsültasyonlar başladı. Yöntemin nasıl işleyeceği gün gün belirlenerek çift hamilelik ve doğuma hazırlandı.

Bliss’in döllenen yumurtası inkübasyon yani ilk oluşum ve hücre bölünmesi dönemini laboratuvardaki kuluçka bölümü yerine Bliss’in vücudunda gerçekleştirdi ve Bliss’in vücudu döllenmiş yumurta için doğal bir kuluçka makinesi görevi gördü. Yumurta burada tam 5 gün kaldı. Embriyo Bliss’in içinde oluştuktan sonra ondan alındı ve donduruldu. Bu sırada Ashleigh’e hormon terapisi yapıldı ve hazır olduğunda da embriyo ona transfer edildi.

“PAHA BİÇİLEMEZ BİR DENEYİMDİ”

Bu yöntemde çiftin verdiği en önemli karar transferdeki riskleri göze almak oldu. Bundan sonra Stetson tüm büyüme sürecini Ashleigh’in vücudunda tamamladı ve Haziran 2018’de hiçbir komplikasyon olmadan 4 kilo olarak dünyaya geldi. Böylece Stetson Coulter insanlık tarihinde doğumundan önce iki kadın tarafından taşınmış ilk kişi oldu.

Bu yöntem geleneksel tüp bebek yapmaktan daha maliyetli ancak Bilss ve Ashleigh çifti abcNEWS’e verdikleri röportajda “Paha biçilemez bir deneyimdi” diyor ve Stetson için bir kardeş dünyaya getirmeyi planlıyor.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Ticaret Bakanı Pekcan büyümeyi değerlendirdi

Pekcan, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumutarafından bugün açıklanan yılın ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamlarını değerlendirdi.  İkinci çeyrekte yüzde 5,2’lik büyüme kaydedildiğini hatırlatan Pekcan, geçen yıl yatırımlar ve ihracattaki güçlü performansın etkisiyle G-20 ülkelerinin tamamından hızlı büyüyen Türkiye ekonomisinin 2018 yılına da güçlü bir giriş yaptığını ifade etti.

Söz konusu dönemde ekonominin dinamizminin istatistiklere yansıdığına işaret eden Pekcan, “Türkiye, bu dönemde dünya ekonomisinin yüzde 85’ini oluşturan G20 içinde verisi açıklanan ülkelerden yüzde 8,2 büyüyen Hindistan’dan, yüzde 6,7 büyüyen Çin’den ve yüzde 5,3 büyüyen Endonezya’dan sonra en hızlı büyüyen ülke olmuştur. Türkiye ikinci çeyrekte sergilediği performansla, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrışmıştır.

Türkiye, son 10 yılda olduğu gibi Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

Pekcan, büyümeye net ihracatın katkısının 0,96 puan düzeyinde olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“2018 yılında hedefimiz, ihracatta tarihi zirveye ulaşarak yılın ikinci yarısında da büyümeyi ve istihdamı desteklemektir. Büyüme performansının en önemli yansımalarından birisini de istihdam düzeyinde görüyoruz. Mayıs ayı itibarıyla Türkiye ekonomisi son bir yılda 650 bin kişiye ek istihdam sağlamıştır.

Türkiye, yüksek gelirli ülkeler sınıfına ancak teknolojiye yatırımlarla ve ihracatla ulaşabilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin küresel piyasalardaki rekabet gücünü artırmak üzere özellikle bu iki alana odaklanacağız. Türkiye, yüksek performansını devam ettirerek, bölgesinde yatırımcıların en fazla kazandığı, en verimli ve karlı üretim gerçekleştirdiği ülke olacaktır.

Ekonomiyi desteklemek için hayata geçirdiğimiz uygulamalar, Sayın Cumhurbaşkanımızca açıklanan 100 Günlük Eylem Planı icraatlarının ekonomiye olumlu katkısı, yatırıma, üretime, istihdama ve ihracata yönelik teşvikler ve reel sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılması, başarımızın devamındaki en büyük faktörler olacaktır.”

AA

Koç Holding kârını açıkladı

Finansal sonuçları değerlendiren Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, “Yılın ilk yarısında uzun vadeli değer yaratma hedefimiz ve küresel vizyonumuz doğrultusunda faaliyetlerimize devam ettik. Güçlü bilançomuz ve dengeli portföy yapımız sayesinde başarılı finansal sonuçlara ulaştık. Kombine yatırımlarımız bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40 artarak 4,1 milyar TL’ye yükseldi. Böylelikle son 5 yılda 35 milyar TL’nin üzerinde yatırım gerçekleştirmiş olduk. Yatırımlarımıza sürdürülebilir büyüme odağımızla devam ederken, şirketlerimizin küresel çapta rekabetçiliklerini ve yetkinliklerini geliştiriyoruz. Bu yolculukta son 2 yıldır sürdürdüğümüz Dijital Dönüşüm Programımız sayesinde mevcut varlıklarımızın verimliliklerini arttırırken bayi ve tedarik zincirimizi daha etkin yönetiyoruz. Ayrıca değişen müşteri ihtiyaçlarını daha iyi kavrayıp yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirmeye devam ediyoruz. Bütün bu çalışmalarımızın finansal sonuçlarımıza ve rekabetçiliğimize olumlu yansımalarını görmek, bizi daha da iyisini yapmak için motive ediyor” dedi.

Çakıroğlu sözlerine söyle devam etti:

“Bu sene de ISO 500 ve Türkiye İhracatçılar Meclisi sıralamalarındaki ilk 10 şirketin 4’ü Koç Topluluğu’na ait. 2017 yılında en çok ihracat yapan şirketler listesinde Ford Otosan 1’inci, Tofaş 3’üncü, Tüpraş 5’inci ve Arçelik 8’inci sırada yer aldılar. Diğer yandan, Koç Holding ülkemizi Fortune 500’de temsil eden tek Türk şirketi olmaya devam etti. Bu seneki sıralamada 28 basamak birden yükselerek 435’inci sıraya çıktık.”

“ULUSLARARASI PAZARLARDAKİ KONUMUMUZU SAĞLAMLAŞTIRDIK”

Koç Topluluğu’nun sergilediği başarılı ihracat performansına dikkat çeken Levent Çakıroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Otomotiv sektöründe ürettiğimiz modeller ihraç pazarlarında ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Türkiye’nin ihracat şampiyonu olan Ford Otosan yılın ilk yarısında ihracat adetlerini % 8 artışla 165 bine çıkardı. Bu yıl 50. yılını kutladığımız Tofaş ise ilk altı ayda ürettiği 175 bin adet aracın 140 bin adedini ihraç etti. Böylelikle Koç Topluluğu olarak Türkiye otomotiv üretiminin ve ihracatının %44’ünü gerçekleştirdik.”

Levent Çakıroğlu, Arçelik’in yurt dışı pazarlardaki faaliyetlerini de başarıyla sürdürdüğünü vurgularken, “Avrupa’da Beko markasıyla solo beyaz eşya pazarının lideri olan Arçelik, yılın ilk yarısında İngiltere, İspanya, Polonya ve Rusya başta olmak üzere birçok ülkede pazar payı kazanımları elde etti. Küresel büyümesini ve rekabetçiliğini pekiştirmek için başlattığı Romanya ve Hindistan fabrika yatırımları da planlar doğrultusunda devam ediyor” dedi.

“TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ”

Toplam nakdi ve gayrinakdi kredileri 314,4 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredi’nin 4,1 milyar TL’lik sermaye artışını da başarıyla tamamladığını belirten Çakıroğlu, şöyle devam etti: “Ülkemiz ekonomisine daha fazla katkı sağlamak ve bankamızın bilançosunu güçlendirmek için son 10 yılda borsadaki en büyük bedelli sermaye artışını gerçekleştirdik.”

Levent Çakıroğlu, yılın ilk yarısında, Koç Topluluğu’nun enerji sektöründe de güçlü konumunu koruduğunu vurgularken, “Tüpraş, artmaya devam eden akaryakıt talebinin %58’ini karşıladı. Aygaz ise pazardaki liderliğini korudu ve toplam yurtiçi LPG satışları 538 bin ton olarak gerçekleşti. Opet aynı dönemde Opet ve Sunpet markaları ile istasyon sayısını 1.589’a çıkartarak yüzde 17,45 pazar payı ile sektördeki başarısını sürdürdü” dedi.

İspanyol BBVA: Türkiye’de ticari dinamikler iyi

Garanti Bankası’nın sahibi  İspanyol BBVA Türkiye’deki likidite durumunun tatminkar ve ticari dinamiklerin iyi olduğunu belirtti. BBVA, bankanın risk yönetimi ve yüksek oranlı enflasyona dayalı tahvillerin olduğu portföyünün TL’deki değer kaybının çeyrek dönemde sermaye oranın negatif 1.9 baz puan etkisini sınırladığını belirtti.

BBVA Meksika ve Türkiye’de temeldeki güçlü performansın para birimindeki değer kaybını telafi etmesiyle ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18.3 artışla 1.31 milyar euro(1.53 milyar dolar) net kâr açıkladı.

‘MAKRO GELİŞMELER FARKLILAŞTI’

Garanti Bankası ise ikinci çeyrekte yüzde 23 artışla 1.9 milyar lira net kâr açıkladı. Garanti Bankası Yatırımcı İlişkileri Bölüm Başkanı Handan Saygın yatırımcı ilişkileri internet sitesinde yer alan açıklamasında, “İlk yarıdaki makro gelişmeler yılın başında tahmin ettiğimizden önemli ölçüde farklılaştı. Kurdaki yüzde 20’lik değer kaybının 500 baz puanlık faiz artışı ile birleşmesi geleceğe yönelik beklentilerimizi tekrar gözden geçirmemizi gerektirdi” dedi.

Banka buna karşılık 2018 için net ücret komisyon gelirlerindeki yıllık bekledikleri yüzde 11-12 büyümeyi yüzde 20’den fazla büyüme olarak güncelledi. Garanti Bankası, net ücret komisyonların yanı sıra net faiz marjının ve operasyonel giderlerin beklentilerden iyi seyretmesini, aktif kalitesindeki olumsuz etkileri dengeleyecek tampon olarak görüyor.

REUTERS-SOZCU.COM.TR

İLGİLİ HABERDoğuş, Garanti'deki hisselerini sattıDoğuş, Garanti'deki hisselerini sattı