Bakan: Çinliler, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne talip

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan,Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi köprülerinde hissesi bulunan Astaldi’nin yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle hisselerini devretmek istediğini belirterek, “Hisselerine talipliler var. Astaldi’nin hisseleriyle ilgili değer belirlemesi yapılıyor. Bunların hepsi hem finans kuruluşu hem de idarenin onayına tabidir.” dedi.

Bakan Turhan, “2018 yılı değerlendirmesi ve 2019 yılı hedefleri”ne ilişkin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda (BTK) düzenlediği basın toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve İstanbul-İzmir Otoyolundaki işletmecilerin hisse devrine ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Turhan, Karayolları Genel Müdürlüğünün Yap-İşlet-Devret (YİD) sözleşmelerinde yılbaşındaki kurlara göre yılda bir defa fiyat güncellemesinin yapıldığına dikkati çekerek, yıl boyunca bu fiyatın kullanıldığını bildirdi.

Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi köprülerinin konsorsiyumunda Astaldi’nin bulunduğunu anlatan Turhan, şöyle konuştu:

ASTALDİ EKONOMİK SIKINTI YAŞIYOR

“Astaldi ekonomik sıkıntı yaşıyor, dünya genelinde. Hisselerini devretmek istiyor. Sözleşmesi gereği bu projeleri finanse eden bankaların, burada yapılacak her türlü hisse devri, hak devri, sözleşme revizyonununda bilgilendirmek ve onayını almak zorunda. Haklarının herhangi bir şekilde gasp edilmemesi için. Bununla ilgili şu anda piyasa değerlendirmesi yapılıyor. ‘Burası bir işletme bu şirketin değeri ne? Bundan sonraki değeri ne olacak?’ Hisselerine talipliler var. Kendi ortakları içinde de dışardan da var. Çinliler de ilgileniyor. Onlar da Astaldi’nin hisseleriyle ilgili değer belirlemesi yapıyorlar. Bunların hepsi hem finans kuruluşu hem de idarenin onayına tabidir.”

Bakan Turhan, Bakanlığın projesi olan Avrasya Tüneli’nde dolar kuru yılda iki defa güncellendiğini ifade ederek, ödenecek olan garantiye esas tutarın hesabında fiyatın iki defa belirlendiğini kaydetti.

HAZİNE KÖPRÜ VE TÜNEL ÜCRETİ ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR

Kuzey Marmara Otoyolu ile İstanbul-İzmir Otoyolu sözleşmelerinde yılda bir defa tutarın belirlendiğine işaret eden Turhan, “Bununla ilgili 2018’de yaşanan aşırı kur değişikliği nedeniyle firmalar bize müracat etti. Biz de bunu Hazine ile inceliyoruz. Burada mağduriyetin giderilmesi adına hem kamunun hem de görevli şirketin hak ve hukukunu koruma adına Hazine’deki arkadaşlarımızla nasıl bir çözüm yapılacağı konusunda çalışmalar devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Arışı kur artışı dolayısıyla görevli şirketlerin, finans kuruluşlarına yüksek faiz ödeme durumuyla karşı karşıya kaldığını anlatan Turhan, “Bunu biz, eğer kuru yılda iki defa yaptığımızda ne kadarlık avantaj sağlayacaksa görevli şirketin süresinden bunu keserek, kamunun hakkını korumak niyetindeyiz.” ifadelerini kullandı.

AA

 

İLGİLİ HABERYavuz Sultan Selim Köprüsü'ne yüzde 47 zamYavuz Sultan Selim Köprüsü'ne yüzde 47 zamİLGİLİ HABEROTOYOL AŞ: Zammı biz yapmıyoruzOTOYOL AŞ: Zammı biz yapmıyoruz

 

._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Adnan Bali 2019’dan umutlu

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, bankacılık sektörü ve Türkiye ekonomisine ilişkin yaptığı değerlendirmede, 2019 yılında gelişmiş ülke merkez bankalarının politikaları ve küresel likidite koşullarının Türkiye ile diğer gelişmekte olan ülkeler açısından önem taşımaya devam edeceğini söyledi.

Merkez bankalarının atacakları adımların büyük ölçüde öngörüler çerçevesinde gerçekleşeceği varsayımı altında, 2019’da gelişmekte olan ülkelerden önemli tutarda sermaye çıkışı yaşanmasının beklenmediğini belirten Bali, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşına ilişkin gelişmeler ile jeopolitik risklerin de küresel risk algısı açısından belirleyici olmayı sürdüreceğini dile getirdi.

Bali, yurt içinde ise uygulanması beklenen sıkı para ve maliye politikası paralelinde, 2019 yılının ilk yarısında gözlenebilecek zayıf seyrin ardından yılın ikinci yarısında ekonomik aktivitede kademeli toparlanma olmasını beklediklerini kaydetti.

2019 yılında ithalatın zayıf seyredeceğini; döviz kurlarının sağladığı rekabet avantajı ve Avrupa ekonomilerindeki büyümenin ihracatı desteklemesiyle net ihracatın büyümeye katkısının artacağını öngördüklerini belirten Bali, “Cari açıktaki daralma eğiliminin de ihracatın ve turizm gelirlerinin performansına bağlı olarak devam etmesini bekliyoruz. Eylül ayında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP), enflasyon ile mücadeleye destek vermek üzere kamunun tasarruf artırıcı önlem uygulayacağı açıklandı. Söz konusu politikaların uygulanmasındaki kararlılık ve baz etkisinin de yardımıyla 2019 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonda bir düşüş olacağını öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

“TÜRKİYE’NİN, KARŞI KARŞIYA KALDIĞI RİSKLERİ BERTARAF EDEREK AYRIŞABİLECEK GÜCÜ BULUNUYOR”

Adnan Bali, jeopolitik gerginlikler, yaptırımlar ve ekonomik sıkıntıların makroekonomik göstergeler açısından ülkedeki tabloyu biraz daha karmaşık hale getirdiğini belirterek, “Geçmişte kamu kesimi ve finans sektörünün kendisinin bir sorun olduğu dönemleri hatırlayacak olursak, bugünün öncekilerden en temel farkı bankacılık sistemi ve kamu kesiminin görece kuvvetli olması. Bu, şu anda içinden geçtiğimiz süreci yönetme bakımından bize bazı imkanlar ve opsiyonlar da sunuyor.” ifadelerini kullandı.

25araliksozkarti2

Türkiye’nin, aslında karşı karşıya kaldığı riskleri bertaraf ederek ayrışabilecek gücünün bulunduğuna dikkati çeken Bali, küresel ve yerel çapta birbirinin içine geçmiş sıkıntıların çözümünde her kesimin gayret göstermesi gerektiği vurguladı.

Bali, buradaki en önemli unsurun, ekonomideki güven ortamının kuvvetlendirilmesi olduğuna inandığını söyledi.

Petrolü, doğal kaynakları olmayan ve kendi tasarrufları büyüme ihtiyaçlarına yetmeyen bir ekonomi olarak en fazla güvene ihtiyacın olduğunu dile getiren Bali, “Güven olmadan bolluk, bereket olmaz. Bolluğu esas yaratacak olan; iş adamının geleceğe güvenle bakacağı, yatırım yapacağı, yeni fabrika açacağı, istihdam yaratacağı; yabancı yatırımcının bu ülkeye müsterih olarak sermaye akışı sağlayacağı, bunu geri almada bir kaygısının olmayacağı bir güven ortamıdır.” diye konuştu.

“YAPISAL REFORMLAR HAYATA GEÇİRİLMELİ”

Adnan Bali, Türkiye’de güveni yaratacak olanın da öncelikle yapısal reformların hayata geçirilmesi, belirlenecek takvim çerçevesinde uygun eylemlerin ortaya konması olduğunu söyledi.

Bu, iş dünyası ve üreticiler için öngörülebilirliği sağlamanın yanı sıra yabancı yatırımcıların ülkeye yönelik algısını iyileştirmek bakımından da kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Bali, şunları kaydetti:

“Dünya ezberleri bozan iktisadi, siyasi ve teknolojik değişimlere sahne olurken, Türkiye’nin, öncelikle hukuk ve eğitim başta olmak üzere yapısal reformları bir an önce gerçekleştirmesinin geleceğe daha başarılı, istikrarlı ve sağlıklı bir şekilde yol alabilmesinin de önünü açacağına inanıyorum. Bunun yanı sıra üretimde dışa bağımlılığın azaltması, yatırım ortamının iyileştirmesi, ihracat pazarlarının genişletmesi bunu pekiştirecek unsurlar olacaktır. Hemen hemen her alanda baş döndürücü hızda bir dijitalleşme trendine tanık olduğumuz bu dönemde, uluslararası rekabet gücünün artırılması için teknolojik atılımlar yapılması gerekliliği de göz ardı edilmemeli.”

Bali, yapısal reformların hayata geçirilmesiyle; sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme için daha fazla katma değer yaratan, nitelikli üretim yapan, Türkiye’yi bir üst lige taşıyacak yeni bir büyüme modeline daha rahat geçilebileceğini söyledi.

Büyük alt yapı projeleri ile bölgesinde önemli bir merkez olma özelliğine kavuşan, Orta Doğu ve Asya’ya yönelik para ve mal hareketinin ortasında bulunan Türkiye’nin, böylece bu konumunun avantajını da daha iyi bir şekilde kullanabileceğini ifade eden Bali, “Hem siyasi hem ekonomik krizleri yönetme anlamında iyi bir tecrübesi bulunan bir ülke olarak şimdiye kadar her zorluğu nasıl aştıysak, kamu özel fark etmeden, toplumun tüm kesimlerinin, tüm ekonomik aktörlerinin gayreti ile var olan sıkıntıları aşacağımıza, üstesinden geleceğimize, yeni bir hikaye yazabileceğimize inanıyorum.”

25araliksozkarti“ÖNÜMÜZDEKİ YIL AKTİF KALİTESİNİN KORUNMASI, BANKACILIK SEKTÖRÜ İÇİN ÖNCELİKLİ OLACAK”

İş Bankası Genel Müdürü Bali, 2018 yılında Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak, bankacılık sektörünün büyüme hızında yavaşlama ve aktif kalitesi göstergelerinde geçmiş yıllara nazaran bir miktar olumsuzluğun yanı sıra artan fonlama maliyetleri nedeniyle özellikle son çeyrekte önemli oranda daralan net faiz marjlarının dikkati çektiğini söyledi.

Kredi talebinin, yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde artan faiz oranlarıyla birlikte ekonomik aktivitede belirginleşen zayıflama, üçüncü çeyrekte yüksek boyutlara ulaşan kurlardaki dalgalanma sonrası enflasyonda yaşanan hızlı artış nedeniyle önemli ölçüde azaldığını ifade eden Bali, yılın son çeyreğinde ise alınan ekonomik tedbirler ile uluslararası siyasi ve jeopolitik belirsizliklerin azalışına bağlı olarak kurlardaki dalgalanmanın azaldığı ve faiz oranlarında gerilemenin başladığı bir dengelenme dönemine girildiğini kaydetti.

Bali, gelecek yıl görece zorlu ekonomik konjonktürde aktif kalitesinin ve karlılığın korunmasının, bankacılık sektörü için öncelikli olacağını vurguladı.

“İKİNCİ YARIDA BİLANÇOLAR TEKRAR SAĞLIKLI BÜYÜME TRENDİNE GİREBİLİR”

Adnan Bali, özellikle 2019 yılının ikinci yarısında enflasyonda beklenen nispi iyileşme sonrası faizlerde yaşanabilecek aşağı yönlü seyir paralelinde kredi talebinde de kayda değer artış yaşanmasının olası olduğunu söyledi.

Bu dönemde bankacılık sektöründe bilançoların sağlıklı büyümeyi sürdüreceğini belirten Bali, “Sektörün ekonomik büyümeyi hangi ölçüde destekleyebileceğinde karlılığı ve öz kaynaklarını karlılık yoluyla besleyebilme imkanları belirleyici olacak. İkinci yarıda bilançolar tekrar sağlıklı büyüme trendine girebilir.” ifadelerini kullandı.

Bali, başlıca risklerin ise global risk algısının artması, yurt içinde enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi ve büyümedeki toparlanmanın öngörülenden daha uzun bir döneme yayılması olarak göründüğünü dile getirdi.

Sektör olarak, 2019 yılı boyunca dünya genelinde gelişmiş ülke para politikalarını, dış ticarette korumacı politikaların sonuçlarını, Orta Doğu kaynaklı riskleri ve İran’a yönelik yaptırımları takip edeceklerini söyleyen Bali, bunların yanı sıra jeopolitik sorunlara dair gelişmeleri, küresel risk algısında bozulma yaratabilecek ve varlık fiyatlarında dalga boyutunu artırabilecek tüm bu unsurları yakından izleyeceklerini kaydetti.

“SORUNLU KREDİ ORANLARI YÖNETİLEMEYECEK SEVİYELER DEĞİL”

Adnan Bali, içinde bulunulan konjonktürün getirdiği zorluklara rağmen ekim sonu itibarıyla sektördeki takipteki kredi oranı yüzde 3,5 civarında olduğunu belirtti.

Bu oranın geçmişte çok daha zorlu süreçlerde daha yüksek seviyelerde olduğunu anımsatan Bali, “Şu andaki oranlar yönetilemeyecek seviyeler değil. Uluslararası kıyaslamalar açısından da baktığımızda, sorunlu kredilerdeki oranımızın, hala birçok Avrupa ülkesine göre daha düşük olduğunu ve iyi bir şekilde yönetmemize imkan verecek düzeyde olduğunu düşünüyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Madenciler dolmuşla geri döndü, bu düşüncede iyi insanlar var!

Zonguldak’ta 4 Aralık Dünya Madenciler Günü kutlanıyor. Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ahmet Demirci, geçen yıl üzerileri kirli olduğu için “kirlenmesin” diye halk otobüsünün koltuklarına oturmayan madencileri hatırlatarak, “Madencilerimiz, yüzü kara ama gönlü ak insanlarımız. Otobüs kirlenecek oturmazlar, sedye kirlenecek diye çizmesini çıkartan kardeşlerimiz. Bunun için madencilerimize önem vermemiz lazım” dedi.

Kömürün bulunmasıyla birlikte “Emeğin Başkenti” unvanını alan Zonguldak’ta, 200 yıldır ömürler “karaelmas” için tükeniyor. Kömürün bulunmasıyla kentte başlayan madencilik sektörü bugüne kadar yaklaşık 5 bin şehit verdi. Amasra, Armutçuk, Karadon, Kozlu ve Üzülmez Müesseselerinin yanı sıra kiralama usulüyle özel şirketlerce işletilen maden ocaklarında da çalışan işçiler “karaelmas” tabir edilen kömürün çıkartılması için adeta hayatını ortaya koyuyor. Vardiya usulüyle çalışan ocaklarda çıkartılan taşkömürü, sanayi sektöründe kullanılıyor.

“Kirlenmesin diye oturmazlar, sedyede çizme çıkartırlar”

Öte yandan 23 Eylül 2017 günü Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessesesinde çalışan 6 maden işçisi, yerin 460 metre altında çalıştıktan sonra yeryüzüne çıkmak istedi. Ancak yaşanan teknik arıza nedeniyle işçiler yaklaşık 5 kilometre uzaklıktaki Gelik İşletmesi’nden çıktı. İş yerlerine geri dönmek isteyen maden işçileri, bindikleri minibüste boş koltuklara rağmen “kirlenir” düşüncesiyle oturmayarak ayakta seyahat etti.

Ağabey ve babası da maden işçisi olan 17 yaşındaki Aslı Ertürk ise o anları ekranı kırık cep telefonuyla sosyal medyada paylaştı. İşçilerin davranışı ise büyük yankı uyandırdı. Büyük maden faciaları, ölümler ve iş kazalarıyla gündeme gelen maden sektörü 6 madencinin davranışlarıyla gündeme gelmişti.

Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ahmet Demirci, “Hakikaten yüzü kara ama gönlü, kalbi ak insanlarımız. Otobüs kirlenecek diye oturmazlar, sedye kirlenecek diye çizmesini çıkartacak kardeşlerimiz. Hakikaten düşündürecek bir tablo. Bunun için madencilerimize önem vermemiz lazım. Madende çalışan kardeşlerimizi önemsememiz lazım. Devletimizin de bizi önemsemesi lazım. Yerin altındaki karaelması çıkartmak için elimizden gelen mücadeleyi yapmaya hazırız. Biz kömürü çıkartmak için doğaya karşı tüm mücadelemizi vermeye çalışıyoruz” ifadelerine yer verdi.

“Bir avuç kömür için bir can veriyoruz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Zonguldak ziyaretinde bin 500 işçi alınması sözünü hatırlatan GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, bir avuç kömür için can verdiklerini ifade ederek şöyle dedi:
“Bu gün 4 Aralık Madenciler Günü. Tüm emekçi, madenci kardeşlerimizin dünyanın en zor mesleklerinden olan madencilik sektörünü icra ettikleri için kendilerini kutluyorum. Tüm maden şehitlerimiz için Allah’tan rahmet diliyorum. Buruk bir madenciler günü kutluyoruz. İki üç hafta önce 3 kardeşimizin kaçak maden ocağında şehit olması ve Zonguldak gibi bir yerde madencilik sektörünü en zor şartlar altında icra etmemiz bizim için en büyük handikaplardan bir tanesi. Zonguldak gibi bir ilimizde Türkiye’nin taşkömürü çıkartan bir ilimizde şu anda Cumhurbaşkanımızın vermiş olduğu bin 500 işçi sözünün halen daha gündeme gelmemesinden dolayı Zonguldak’ımız ve madencilerimiz zor günler yaşıyor. Bir avuç kömür için canını veren bizler bir an önce bin 500 işçinin alınıp, yer altındaki karaelmasımızı yer üstüne çıkartarak ülke ekonomisine kazandırmak istiyoruz. Bunun için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. İnşallah en kısa zamanda bu işçi alımı gerçekleşir. Biz bir dolarımızın dışarıya gitmesini istemiyoruz.”

“Yer üstünde işsiz, yer altında kömür çok”

Yerli kömüre önem verdiklerini, yer üstündeki işsizlerin yer altındaki kömürü çıkartmak için beklediğini hatırlatan GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, “Bizler yerli kömüre önem veriyoruz. Bir an önce işçi alımının gerçekleşmesiyle yerli kömürün üretilmesine katkı vermek istiyoruz. Şu anda Zonguldak’ın altında 1.5 milyar ton taşkömürü var. Yılda özel sektör ile beraber 1.5 milyon ton civarında hatta onun altında çıkartıyoruz. 1.5 milyar ton kömürü çıkartmak için bizim işçiye ihtiyacımız var. Yer üstünde işsiz, yer altında kömür çok” şeklinde sözlerini tamamladı.

İHA

İlker Başbuğ: Çok partili sistem Atatürk’ün hayaliydi

Marmara Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu tarafından Şehit Ömer Halisdemir Spor Salonu’nda Atatürkçü Düşünce Kulübü tarafından “Üç Lider İnönü, Bayar ve Menderes. Çok Partili Hayata Geçiş” konulu söyleşi düzenlendi. Konferansta Başbuğ, çok partili siyasal döneme geçiş yıllarını anlattı.

İLGİLİ HABERBaşbuğ: 'Asıl siz FETÖ'ye yardım ediyorsunuz'Başbuğ: 'Asıl siz FETÖ'ye yardım ediyorsunuz'

ÇOK PARTİLİ SİSTEM ATATÜRK’ÜN HAYALİYDİ

Öğrencilerin ilgi gösterdiği söyleşide Başbuğ, Türkiye’de 1923 ile 1938 yılları arasında iki defa çok partili sisteme geçişin denendiğini ancak bunların başarısız olduğunu söyledi. Başbuğ Atatürk’ün hayallerinden birisinin çok partili siyasal sisteme geçmek olduğunu ancak bunu başaramadığını söyledi. Başbuğ, 1923 ile 1938 yılları arasında iki defa çok partili siyasal geçilmeye çalışıldığını söyleyerek, Atatürk’ün anılarında bundan bahsettiğini belirtti. Başbuğ, “Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı boyunca hedefleri gerçekleştirmediği kendi sözleriyle karşımıza çıkıyor. Mustafa Kemal’in hayal edip gerçekleştiremediği tek partili sisteme 1946’da geçeceğiz. Özellikle 1946’da olmasının arkasındaki temel neden İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği şartlardır” dedi.

ŞARTLAR ÇOK PARTİLİ SİSTEMİ ZORUNLU KILDI

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra Birleşmiş Milletlerin kurulma sürecinin olduğunu söyleyen Başbuğ, “BM’ye üye olmak için istenen temel niteliklerden bir tanesi güçlü, kabul edilebilir demokratik sistemin ülkenizde olmasıdır” dedi. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldığı için batılı ülkelerin Türkiye’ye uzak durduğunu, diğer yandan da Sovyet Rusya’nın boğazlar ile Kars ve Ardahan üzerinde hak iddia ettiğini söyleyerek, “Dolayısıyla hem içerideki şartlar hem de uluslararası şartlar tek partili sistemden çok partili sisteme geçişi zorunlu kılacak” diye konuştu.

İLGİLİ HABERKılıçdaroğlu'nun avukatı 'Başbuğ ve Koşaner dinlensin' dedi, mahkeme reddettiKılıçdaroğlu'nun avukatı 'Başbuğ ve Koşaner dinlensin' dedi, mahkeme reddetti

MENDERES CHP İÇİNDE ÖZGÜR DÜŞÜNCE İSTİYORDU

Adnan Menderes ve ekibinin CHP içinde daha özgür bir düşünce ortamı istediğini bu doğrultuda 4 kişi olarak, 4’lü önerge verdiklerini kaydeden Başbuğ, “İlk başta parti kurmayı düşünmüyorlar. Düşündükleri, istedikleri CHP içinde özgürleşme, daha rahat tartışma ortamının olmasıdır esasen. Bu önerge İsmet Paşa’nın talimatıyla reddedildi. Aslında reddedilmesinin arkasında yatan neden şu: Bir noktada reddederek onları, parti kurmaya itiyor. Bu 4 kişi de, 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kuracaktır” dedi.

CHP’NİN EN ÖNEMLİ HATASI

Demokrat Parti’nin kurulduktan sonra nispi seçim sistemi, hakim denetmeni, gizli oy açık sayım istediğini ancak CHP’nin yapılan muhalefetler sonucunda nispi seçim sistemi dışındakileri kabul ettiğini söyleyen Başbuğ, “En önemli konu çoğunluk sistemi var. Bir parti bir bölgede bir oy alsa bütün milletvekillerini seçiyor. DP nispi seçim sistemi istiyor. CHP bunu kabul etmeyerek en önemli hatasını yapıyor. 1950 seçimlerinde bunu yaşayacaktır” dedi.  DHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Altın fiyatlarında düşüş sürüyor! Düşen gram ve çeyrek altın kaç lira oldu?

Altın fiyatları yatırımcılar tarafından ve altın hediye etmeyi planlayan vatandaşlar tarafından merakla araştırılıyor. Altın fiyatlarının hızlı hareketi son haftalarda duruldu ve altın fiyatları düşüş yönnünde bir seyir izlemeye başladı. İşte çeyrek ve gram altında günün fiyatları…

ALTIN FİYATLARINDA SON DURUM – 28 KASIM

Çeyrek altın 28 Kasım tarihinde, 328,96 TL’den alınıp, 336,46 TL’den satılıyor.

Gram altın ise 205,57 TL’den alınırken 205,61 TL’den satışa sunuluyor.

Yatırım için tercih edilen altınlardan olan Cumhuriyet altını 1.363,00 TL’den alınırken, 1.384,00 TL’den satılıyor.

Yarım altın ise 655,86 TL’den alınıyor ve 672,91 TL’den satılıyor.

altın fiyatları sözcü ile ilgili görsel sonucu

ALTIN NASIL DEĞERLENİR?

Altın fiyatları talebin fazla olması ya da satın alma durumunda yükselirken tam tersi durumda da altın fiyatları düşer. Bu durum altın fiyatlarını etkileyen en basit durumken altın fiyatlarının yükselmesinin ana nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz :

Küresel ve yerel enflasyon

Enflasyon; fiyat genel seviyesinde oluşan artışı gösteren ölçüt olarak tanımlanır. Eğer enflasyon yüksek ise paranızın alım gücü düşer. Küresel enflasyonda da para biriminin alım gücü düşüş gösterir. Bu durumda altın fiyatları her zaman yükseliş trendi içinde olmuştur. Para biriminin alım değeri düştüğü için altın fiyatları artar ve siz paranızla aynı miktarda altın alamazsınız. Bu nedenle küresel ve yerel enflasyon altın fiyatlarının en büyük düşmanıdır.

Küresel likitide

Likitide borsa programlarında sürekli duyduğumuz bir terimdir. Likitide; nakit akışı anlamına gelen bir borsa terimidir. Likitidenin artış göstermesi altın fiyatlarını doğrudan etkiler ve altın fiyatları yukarı doğur bir trend içine girer. Altın miktarı sabit iken altın maliyetinin artmış olması ve piyasa da paranın daha fazla olması altın fiyatlarının artmasına neden olacaktır. Bu nedenle küresel likitide altın fiyatlarını doğrudan etkileyen bir etkendir.

Altın stok durumu

Dünya üzerinde belirli miktarlarda altın stoğu mevcuttur. Yeni altın kaynakları bulunmadığı dönemlerde mevcut stok azalma gösterir ve altın fiyatları bu dönemde olağanüstü artış gösterir. Bu durum genelde düğün mevsimi olarak bilinen yaz aylarına girmeden ortaya çıkar. Bu dönemde altın alımları dünya genelinde en yüksek derece de gerçekleştiği için altın fiyatları muazzam derece de artış gösterir.

Küresel Riskler

Altın bir yatırım aracı olarak her devirde değerini koruyan ve zarar ettirmeyen bir meta olduğu için tercih edilir. Ancak altın fiyatlarını etkileyen ve altın fiyatlarının yükselmesine neden olan küresel risklerdir. Altın en kolay nakite çevrilebilen ve dünyanın her yanında işlem gören bir cevher olduğu için her insan yatırım amacı olarak altın satın alır. Özellikle küresel risklerin, savaşların olasılığının artması ile insanlar döviz fiyatlarına güvenmeyip nakitlerini altına çevirerek altın satın alırlar. Altın satın alımları piyasa da altın daralmasına neden olur ve altın fiyatlarının aşırı derece de artmasına neden olur.

Reel faiz oranları

Reel faiz ; elde tutulan para nın elde tutulmasının maliyeti olarak bilinir. Bu nedenle elinizde tuttuğunuz altının da elde tutulma maliyeti mevcuttur.Özellikle küresel reel faizler arttığında yerel reel faizler de artış gösterir. Bu durumda insanlar ve yatırımcılar nakitlerini altına çevirerek nakit tutma maliyetini ortadan kaldırmak ister. Nakitlerin altına çevrilmesi işlemleri piyasa da altının azalmasına ve doğrudan fiyatlarının artmasına neden olur.

Bu etkenler altın piyasasını olumsuz olarak etkileyerek altın fiyatlarının yükselmesine neden olurken altın fiyatlarının düşmesini sağlayan ve altın fiyatlarına doğrudan etkisi olan durumları da şöyle sıralayabiliriz;

ALTIN FİYATINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Altın üretim ve yatırım amaçlı kullanılan aynı zamanda da uluslararası piyasalarda işlem gören bir yatırım aracıdır. Altının fiyatını etkileyen faktörler, altının arz ve talebini etkileyen faktörlerdir. Bunlar ise;

1- Mücevher talebi başta olmak üzere altına olan endüstriyel talep,

2- Madencilik şirketlerinin altın çıkarma maliyetleri,

3- Altın arz ve talebinde ağırlıkları yüksek olan ülkelerin jeopolitik durumları,

4- Petrol ve diğer emtiaların fiyatları,

5- Merkez bankalarının altın alış ve satış işlemleri,

6- Merkez bankalarının para politikaları,

7- Reel faiz hadleri,

8- Enflasyon oranları,

9- Dünya ekonomilerinin büyüme hızları,

10- Altın üreticilerinin hedging işlemleri,

11- Altının işlem gördüğü vadeli piyasalardaki kısa ve uzun pozisyon miktarı,

12- Spekülatif amaçlı işlemler,

13- ABD Doları’nın diğer para birimleri karşısındaki değeridir.

Yüzyılın satışında rekor! 200 yıl sonra görücüye çıktılar

Sotheby’s müzayede evinin Cenevre’de düzenlediği müzayedede satılan kolye, inci bir mücevher için dünya rekorunu kırmış oldu.

Takı için düzenlenen müzayede 10 dakika sürdü. İtalya’nın önde gelen kraliyet ailelerinden Bourbon Parma’nın koleksiyonundaki bu parça, aileye ait diğer 100 mücevherat için biçilen değerin 8 kat üzerinde bir fiyata satılmış oldu.

Ailenin açık artırmaya çıkarılan bütün parçalarının toplam satışından ise 53 milyon dolar elde edildi.

marie-antoinette-3

Yapılan açık artırmada Kraliçe Marie Antoinette’e ait toplam 10 parça satıldı.

Daha önceki en pahalı inci takı rekoru, 2011 yılında hayatını kaybeden oyuncu Elizabeth Taylor’ın kolyesinin elindeydi. Christie’s müzayede evinde 2011 yılında 11.8 milyon dolara satılmıştı.

Sotheby’s’in uluslararası mücevherat bölümünün başında olan David Bennett, açık artırmaya 43 ülkeden katılımcıların geldiğini söylerken, “Bu mücevherlerin çoğunun 200 yıldır gün yüzüne çıkmadığını düşünürseniz bu inanılmaz bir şey. Tabii ki koleksiyonerler için de bu hayatta bir kez elde edilecek bir fırsat” ifadelerini kullandı.

Açık artırmada Kraliçe Antoinette'e ait toplam 10 parça satıldı.

Açık artırmada Kraliçe Antoinette’e ait toplam 10 parça satıldı.

Sotheby’s’in mücevher uzmanı Andres White Correal ise bu mezatı ‘yüzyılın satışı’ olarak tanımladı.

Kral 16. Louis, 1770 yılında Avusturya İmparatorunun kızı Marie Antoinette ile evlenmiş ve çift, birlikte geçirdikleri yıllar boyunca çok miktarda sanat eseri ve kıymetli eşya toplamıştı.

Fransız Devrimi sırasında Marie Antoinette, vatana ihanetten suçlu bulunmuş ve 1793 yılı Ekim ayında giyotinle idam edilmişti.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Black Friday (Kara Cuma) nedir? Black Friday indirimleri ne zaman başlıyor?

Black Friday (Kara Cuma) nedir? Black Friday indirimleri ne zaman başlıyor? Black Friday, Şükran Günü’nden sonraki Cuma günüdür. Gün 1932’den bu yana Noel alışveriş sezonunun başlangıcı kabul edilir. Mağazalar çok erken saatte açılır ve geç kapanırlar, ve beklenmedik derecede indirimli satış yaparlar. Black Friday bir resmi tatil sayılmaz. Geçen yıl Türkiye’de de birçok firma çeşitli kampanyalar düzenlemişti. Peki bu sene Black Friday ne zaman başlayacak? İşte cevabı…

2018 BLACK FRİDAY NE ZAMAN BAŞLIYOR?

Black Friday geçtiğimiz yıl ise 17 Kasım’dan 26 Kasım’a kadar devam etmişti. Bazı mağazalar Black Friday satışlarına Şükran Günü olan perşembe gününde, bazıları ise pazartesi ve çarşamba günlerinde başlıyor. 2018’de Türkiye’de Black Friday indirimleri bu sene 23 Kasım’da olacak.

Bu alışveriş gününe tarihte ilk defa 1961 yılında gazetelerde Black Friday olarak bahsedilmiştir. O günde, Philadelphia’da, alışverişten dolayı oluşan yoğun trafik ve zorluklar nedeniyle bu isim verilmiştir. Son yıllarda, bu gün, hem insanlar hem de mağazalar için olumlu şekilde karşılanmaktadır.

İLGİLİ HABEREn çok alışveriş kediler için yapılıyorEn çok alışveriş kediler için yapılıyorİLGİLİ HABERABD'de müşterilere yüz tanıma ile alışveriş dönemiABD'de müşterilere yüz tanıma ile alışveriş dönemi ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nden korkutan tablo

Resmi istatistiklere göre; Türkiye’de her 4 kız çocuğundan biri, her 6 erkek çocuğundan biri cinsel istismara uğramaktadır. Dünya genelinde ise; her 5 çocuktan biri cinsel istismara uğramaktadır. Ne yazık ki, vakaların %85’i gizli kalmaktadır.

MAĞDUR ÇOCUKLARIN % 60’I KIZ

Prof. Dr. Oğuz Polat tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de Çocuk İstismarı Raporu-2”  başlıklı araştırmaya göre cinsel suç mağduru olan çocukların oranı son dört yıllık dönemde en az yüzde 33 artış göstermiştir.
Bunların da %70 ‘i 11 yaşından küçük çocuklardır. Mağdur çocukların %60 ‘ı kız, %40’ı erkek çocuklardır. İstismarcıların % 96’sı ise erkek. İstismara uğrayan çocuğun %85’i tanıdığı birisi tarafından istismara uğruyor.

22 BİNE YAKIN ‘ÇOCUK’ GEBE

Araştırmaya göre; 2016-2017 yıllarında Türkiye’de 0-11 yaş arası 2.487 kız çocuğu ile aynı yaş grubundaki  1.124 erkek çocuğu cinsel istismar veya benzer mağduriyeti yaşamıştır. 14 yaş dilimindeki 3 bin 688 kız çocuğu ile aynı yaştaki 563 erkek çocuk cinsel istismar mağduru olmuştur. 15-17 yaş dilimindeki 8 bin 460 kız çocuk ile 518 erkek çocuk da cinsel istismara uğramıştır.
2017 yılı geneli ve 2018 yılının ilk yarısını kapsayacak şekilde, CİMER üzerinden verilen bir yanıta göre ise; 21.957 çocuk hastane kayıtlarına gebe olarak geçmiştir.

KORKUNÇ RAKAMLAR

Adalet Bakanlığı verilerine göre; 2017 yılında işlenen cinsel şiddet suçu 80 binin üzerindedir. Bu suçların 33.341’i çocukların cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır. 2017 yılında incelenen cinsel şiddet suçu dosya sayısı ise 89.725’tir. Çocuk istismarı dosyalarının 9.478’inde ”Kovuşturmaya yer yoktur” kararı verilmiştir.

CEZA KANUNDA ÇOCUK İSTİSMARI

Çocuk Hakları ve Cinsel Şiddet konularında çalışan Avukat Kardelen Yarli,  Cinsel İstismarı ve hukuki yaptırımlarını şöyle anlattı: “Cinsel İstismar suçu, Türk Ceza Kanunu Madde 103’te tanımlanmış olup; çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Mağdur on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Cinsel istismar deyiminden; on beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nda Cinsel Dokunulmazlığa Karşı İşlenen Suçlar başlığı altında yer alan Cinsel Saldırı ve Cinsel İstismar suçlarının ayrımı da mağdurun çocuk olup olmamasına göre belirlenmiştir.”

İSTİSMARA KARŞI NE YAPMALI?

İşlenen suçlarla ilgili uygulanan cezai yaptırımlarda çocuk hakları ve cinsel şiddet suçları alanında yetersiz kalındığını ve bunun çok fazla vaka irdelememiş olmaktan kaynaklandığını söyleyen Yarli; “Bu noktada öncelikli olarak yapılması gereken; Çocuk Hakları alanında çalışan hâkim ve savcıların sadece bu alanda çalışmasını sağlamaktadır. Daha sonrasında ise bilhassa tarafı çocukların olduğu veya cinsel şiddet suçu içeren bu vakalarda çalışan her uzman kişinin (hakim, savcı, avukat, polis, psikolog, çocuk hekimi, adli görüşmeci vb) düzenli olarak alana yönelik uzman kişilerden süpervizör desteği alması sağlanmalıdır. Sonrasında bu alanda çocuklarla çalışan her meslekten uzmanın, gerek uluslararası gerekse ulusal düzenlemelerdeki gelişmelerden haberdar olması için sistemsel eğitimler verilmelidir”  diyerek yapılması gerekenleri söyledi.

“DEVLET, STK VE AKADEMİLER ORTAK MERKEZLER OLUŞTURMALI”

Avukat Yarli sözlerini şöyle sürdürdü: “Her ne kadar kanunlarımız gereği bilhassa mağdur çocukların ya da cinsel şiddet mağdurlarının birden fazla ifade vermesinin lüzumu bulunmasa da hala bu uygulamayı devam ettiren, mağdurdan ifade alırken 49 ilde var olmasına rağmen Adli Görüşme Odası’nı kullanmayan, mağduru ya da çocuğu suçlayıcı bir tarzda sorgulama yapan, tutuklamanın esas olduğu suçlardan biri olan bu suçlarda inandırıcı ve tutarlı beyan ile yan delillere rağmen mağdurların ikincil travma ve can güvenliklerini hiçe sayarak tutuksuz yargılama yapan hakim ve savcı gibi kanun uygulayıcılarından Çocuk Hakları alanında çalışmak için yeterli olmayanlarının tespit edilerek bu anlamda eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. İngiltere gibi ülkelerde var olan Tecavüz Kriz Merkezi benzerinde hem devletle hem de STK ve Akademi’lerle ortak bağ kuran merkezler oluşturulmalı, bu merkezlerde sadece bu suçlar ve bu suçların mağdurları alanında uzmanlaşmış saha çalışanları bulundurulmalıdır. Bu merkezler tüm mağdurlar tarafından 7/24 ulaşılabilir şekilde dizayn edilmelidir. Ülke geneline yayılacak olan bu merkezler sayesinde çoğu zaman şikayet etmekten korkan veyahut da nereye nasıl başvuracağını bilmeyen mağdurlar için ilk destek yine merkezler aracılığı ile verilmelidir”

FAİLLERİN %99’U PEDOFİLİ DEĞİL

Pedofili konusuna da değinen Yarli, gerçek manada ”PEDOFİLİ” teşhisi almış insanların %60’ı hayatları boyunca aktifsel olarak eyleme geçmemekte ve bu cinsel arzuyu sadece beyinlerinde yaşadıklarını ve bu durumda faillerin %99’unun aslında sanıldığı gibi hasta, sapık, manyak veya pedofili olmadığını söylüyor.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Google’dan ‘ağzınızla için’ uyarısı

Google’ın CEO’su Sundar Pichai iş yerinde alkol kullanımı konusunda yeni kurallar yayımladı.

Buna göre Google’daki yöneticiler şirket partilerinde aşırı alkol alınmasını cesaretlendirici davranışlarda bulunması yasaklanacak.

Eğer bir bölüm müdürü çalışanlarla birlikte dışarıda alkollü bir eğlencedeyse ve bu eğlence sonucu adli bir vaka yaşanırsa müdür de bundan sorumlu kabul edilecek.

Google çalışanları geçen hafta cinsel taciz vakalarına karşı bir gün iş bıraktı. Fotoğraf/Reuters

Google çalışanları geçen hafta cinsel taciz vakalarına karşı bir gün iş bıraktı. Fotoğraf/Reuters

Google söz konusu düzenlemeyi iş yerinde taciz skandallarından dolayı yaptı.

Google yöneticileri tacizle suçlanan kişilerin ifadesini aldığında bu kişilerin yüzde 20’sinin aşırı alkol kullanımını bahane ettikleri ortaya çıktı.

Google’ın CEO’su Sundar Pichai yaptığı açıklamada, “Taciz asla kabul edilemez ve alkol asla bir bahane olamaz” diye konuştu.

İLGİLİ HABERDünya devinde ayaklanma... Binlerce çalışan tacize karşı omuz omuzaDünya devinde ayaklanma… Binlerce çalışan tacize karşı omuz omuza ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

‘Her 5 nakilden sadece 1’i kadavradan’

Yaşamın kıyısında, soluk bir gaz lambası ışığı misali… Kendilerini yeniden hayata döndürecek telefonu bekliyorlar çaresizce… Kimi anne, kimi baba, kimi eş, kimi kardeş, kimi çocuk… Organ nakli listesinde 25 bini aşkın kayıtlı hasta var. Tek umutları organ bağışı! Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Bölüm Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berber, canlı vericiden nakilde dünya şampiyonu olan Türkiye’nin kadavradan organ naklinde ise son sıralarda yer aldığını belirtirken, buna karşın son yıllarda olumlu düzenlemeler yapılmasının umut verdiğini söylüyor. Prof. Dr. İbrahim Berber, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında önemli açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de son yıllarda Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile yapılan toplam organ nakil sayılarında hızlı bir artış görülüyor. Yıllık organ nakli sayısı yaklaşık 4 bin 900’e ulaştı. Ancak bu nakillerin yaklaşık yüzde 80’i canlı vericiden yapılıyor. Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Bölüm Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berber, yapılan her 5 nakilden sadece 1’inin kadavradan, 4’ünün canlı vericiden olduğunu belirterek “Türkiye dünyada canlı vericili böbrek ve karaciğer nakil oranları açısından birinci sırada bulunmaktadır. Fakat kadavradan yapılan nakil oranlarında maalesef son sıralarda yer almaktadır. Organ bağışının bu kadar düşük olmasının tek bir nedeni olabilir, o da bu konunun halkımıza tam olarak anlatılamamasıdır. 2017 yılında toplam yapılan 4 bin 908 naklin ancak bin 172’si kadavradan yapılabilmiştir. Kadavradan organ bağışında yıllık ihtiyacın çok altında kalıyoruz. Bu nedenle her yıl 6-7 bin kişi organ nakli beklerken yaşamlarını kaybediyor.” diyor.

organ-nakli

DEVLET DESTEK VERİYOR

Organ bağışının önemini anlatarak, toplumda farkındalık yaratmak amacıyla ülkemizde her yıl 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda etkinlikler gerçekleştiriliyor. Organ nakline devletin çok ciddi destek verdiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Berber, ülkemizde son yıllarda bu konuda olumlu yasal ve organizasyonel düzenlemeler yapıldığını söylüyor. Prof. Dr. İbrahim Berber şöyle diyor: “Organ nakline devlet çok ciddi destek vermektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tüm nakil ameliyatlarını sigorta kapsamına alması sayesinde isteyen herkes istediği devlet hastanesi ya da özel hastaneye giderek hiçbir ek ücret ödemeden organ nakli yaptırabilmektedir. Yapılan yasal düzenleme ile böbrek nakli olan insanların malulen emeklilik haklarını korumaları diğer önemli bir gelişmedir. Ulusal bekleme listesinin oluşturulması ve koordinatörlük sisteminin etkinleştirilmesi diğer önemli gelişmelerdir.”

ORGAN NAKLİNDE TIP ÇOK İLERLEDİ

Organ naklinde tıbbi yönden de son yıllarda bir takım önemli gelişmeler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İbrahim Berber “İmmunsüpresif ilaçlardaki gelişmeler sayesinde nakil yapılan organlar artık daha uzun süre sorunsuz çalışmaktadır. Diğer bir gelişme ise cerrahi tekniklerdeki gelişmelerdir. Artık ameliyatlarımızın birçoğunu kapalı (laparoskopik) yöntemle yani vücutta kesi olmadan 3-4 ufak delik aracılığıyla yapabiliyoruz. Bu sayede böbrek vericileri eskiye oranla çok daha az travmatik ameliyatlarla böbrek verebilmektedir. Hatta uygun kadın vericilerde böbrek doğum yolundan çıkartılarak vericilerin ameliyat sonrası dönemi daha rahat geçirmesi sağlanmaktadır. Böbrek doğum yolundan çıkarıldığında vericinin vücudunda böbreği çıkartmak için kesi yapılmasına gerek kalmamaktadır. Bu sayede ameliyat sonrası ağrı daha az olmakta, kesi yeri problemleri (enfeksiyon, fıtık) ortadan kalkmakta ve vücudunda kesi izi olmadığı için kozmetik yönden de daha iyi sonuçlar elde edilmektedir” diyor.

TÜRKİYE CANLI BÖBREK NAKLİNDE BİR NUMARA

Ülkemizde böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas ve ince bağırsak nakil yapılan organlar. Nakil yapılan dokular ise; kemik, kemik iliği, deri, kornea ve kalp kapağı. Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır, nakledilecek organın canlıdan veya hastanede yoğun bakım ortamında tıbben yaşamı sona ermiş (beyin ölümü gerçekleşmiş) kişilerden alındığını belirterek “Canlıdan alınabilecek organlar iki böbrekten bir tanesi ve karaciğerin yarısıdır. Kadavradan ise nakil yapılabilen tüm organ ve dokular alınabilir” diyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en çok nakli yapılan organların başında böbrek ve karaciğer geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ülkem Çakır Türkiye’de 2017 yılında gerçekleştirilen 4 bin 908 organ naklinin 3 bin 342’sinin böbrek, bin 446’sının karaciğer nakli olduğunu, 120’sinin de diğer organ nakillerinden (kalp, akciğer, pankreas, ince bağırsak) oluştuğunu belirtti.

İLGİLİ HABERHasta çok, bağış az... Organ naklinde 'varsayılmış rıza' önerisiHasta çok, bağış az… Organ naklinde 'varsayılmış rıza' önerisi ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.