Tuncay Özilhan: İflaslar başlarsa durum daha kötüye gider

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı bugün Ankara’da düzenlendi.

İşte toplantıda konuşma yapan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın açıklamaları:

Dünyadaki krizlerin tarihi, neredeyse her seferinde krizleri tetikleyen faktörün siyaset kaynaklı olduğunu gösterir.

Ama siyasi olaylar her durumda ekonomik krize yol açmaz. Ekonomik temelleri sağlam, kamu bütçesi ve ödemeler dengesi açık vermeyen, bankacılık sektörü güçlü, denetim ve gözetimin iyi yapıldığı, merkez bankası ve diğer düzenleyici ve denetleyici kurumları özerk, kamu ve özel sektörde borçluluk oranları düşük olan ekonomiler krizlere dayanıklıdır.

Türkiye, biraz sonra daha detaylı yer vereceğim bazı sorunlara rağmen, 2001 krizinden sonra güçlendirilmiş olan ekonomik temelleri sayesinde, krizde önemli bir direnç gösterebiliyor.

Şirketler son 10 senedir kıymetli TL ve bol uluslararası finansmana dayalı bir model içinde idi. Bu şirketler şimdi zor durumda. Geçmişteki bir takım yanlış kararların bedeli ödeniyor. Konkordato ilan eden şirketlere her gün bir yenisi ekleniyor.

‘EĞER İFLASLAR BAŞLARSA DURUM DAHA DA KÖTÜYE GİDER’

Moraller bozuluyor. Reel sektör, yüksek enflasyon ve TL’deki dalgalanma nedeniyle önünü göremiyor. Yüksek faiz oranları kredi kullanımını sınırlıyor. Eğer iflaslar başlarsa, durum daha da kötüye gider.

Dalga dalga KOBİ’lere, esnafa ve vatandaşa yayılır. İşsizlik bugünkü seviyelerinin üstüne çıkar. Yüksek işsizlik ve enflasyon halkın satın alma gücünü düşürür. Düşen talep şirketler kesimini daha da zora sokar.

‘KREDİ KAPASİTESİ HEPTEN DARALIR’

Bankaların bilançolarında sorunlu alacaklar artar ve kredi kapasitesi hepten daralır. Bu ihtimalin önüne geçilmesi için finans sektörünün doğru araçlarla desteklenmesi mutlaka gündeme alınmalı.

Reel sektör ve bankacılık sektörünün bir sarmal halinde aşağı çekilmesi önlenmeli. Belli bir süre için büyüme hızında sert bir düşüş kaçınılmaz görünüyor. Önemli olan bundan sonra ekonominin sağlıklı bir büyüme patikasına girmesi. Sağlıklı büyüme üretimden geçer. Üretimde yaratılan katma değeri artırmadan istikrarlı bir büyüme sürecine giremeyiz.

Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişin sancıları çekiliyor. Birçok yerde işler yürümüyor, her kademede kararlar bir üst merciye devrediliyor. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi “Bakanlıklarımızda sistemin henüz tam oturmamış olmasından dolayı bazı sıkıntılar olduğunu ve bürokraside bundan kaynaklı rehavet olduğunu biliyoruz.” İnşallah, bu sıkıntılar kısa sürede aşılır ve güçlü bir geleneği olan bürokrasimiz yeniden etkin bir şekilde çalışmaya başlar.

İLGİLİ HABERTÜSİAD Başkanı Bilecik'ten kriz açıklamasıTÜSİAD Başkanı Bilecik'ten kriz açıklaması ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Hakan Ateş: Turizm Türkiye’nin petrolü gibidir

Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) tarafından Kundu Oteller Bölgesi’nde düzenlenen, 8. Uluslararası Resort Turizm Kongresi için Antalya’ya gelen DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği sohbet toplantısında, ekonomi gündemi ve bankacılık sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

DenizBank’ın özellikli ve öncelikli sektörleri arasında gemicilik, tarım, eğitim, sağlık, altyapı ve enerji ile birlikte turizmin de bulunduğunu belirten Ateş, “Türkiye’mizin bankacılık sektörünün toplam 17,5 milyar dolar civarındaki turizm kredisinden 3 milyar doların üzerinde bir pazar payı elde etmiş durumdayız ki bu da açık ara Türkiye’de turizmi en fazla finanse eden banka konumuna sokuyor bizi.” diye konuştu.

Ateş, 5 yıldızlı oteller ve birinci sınıf tatil köylerinin yanında pansiyondan hava yolu şirketlerine, tur operatörlerinden işletmecilere ve yatırımcılara kadar, yenileme, yeniden yapma işlemlerine uzanan bir zinciri finanse etmek istediklerini bildirdi. Turizmin bir ekosistem olduğunu ve sistemin, en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu ifade eden Ateş, her halkanın güçlü olması için çaba sarf ettiklerini vurguladı.

2015 ve 2016 yıllarındaki sıkıntılı dönemin ardından 2017 yılından itibaren toparlanmaya başlayan turizm sektörünün bu yıl daha da yükseldiğini dile getiren Ateş, “Görünen o ki 2019, 2020 ve 2021’de de bu süreç hızlanarak devam edecek. Turist sayısı 40 milyona yaklaştı, muhtemelen sene sonunda bulur veya biraz geçebilir. Turizm geliri 30 milyar doları aştı. Bu noktada biraz düşündürücü olan konu turist başına gelirlerin 850 dolardan 100-150 dolar daha altına düşmüş olması. Maalesef dünyanın belki de en güzel noktalarını, en iyi servis kalitesini ve de sadece doğa değil, tarihi güzellikler de dahil biraz ucuza satıyor konumundayız. Bu, birçok jeopolitik nedenden veya sektördeki bu işin belki de yeterince şu ana kadar organize edilemeyişinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

DenizBank’ın KKTC turizmini de finanse eden bir banka olduğunu anlatan Ateş, Ercan Havaalanı’nın tek finansörü olan bankanın, Kıbrıs Barış Suyu projesinin de finansörü olduğuna dikkati çekti.

“EKONOMİNİN GENELİNDE GİDEREK BİR İSTİKRARA KAVUŞMA VAR”

Türkiye’nin oldukça hareketli bir yaz geçirdiğini, özellikle ağustos ayı ortasında finansal boyutu çok inişli çıkışlı bir dönemin yaşandığını, şimdi bunun dengelenme sürecinde bulunulduğunu belirten Ateş, şöyle devam etti:

“Ve tabii bunun bazı maliyetleri oluyor ama görünen o ki şu an itibarıyla daha istikrarlı bir döneme doğru gidiliyor. Gerek faizler gerek kur nispeten daha istikrar kazandı. Önümüzdeki dönemde daha da iyileşerek devam edeceğini düşünüyoruz. Tabii bu durum, büyümeden önümüzdeki 1-2 sene içerisinde fedakarlık etmemizi gerektirebilir. Fakat sonrasındaki gelişmeler düşünülürse, eğer buradan doğru bir girişle ve altyapıyla iş kotarılabilirse ondan sonra daha iyi bir büyüme, daha sağlıklı bir büyüme olacağını hepimiz öngörebiliriz. Bu dönemin aşılması kanaatimce biraz da özel sektördeki yapılanma ve onun ne şekilde seyir izleyeceği ve düzenleyicilerin, otoritelerin bu konuda nasıl bir pozisyon alacağına bağlı olacaktır. Sonuçta baktığımızda ekonominin genelinde giderek bir istikrara kavuşma var, belki çok fazla büyümenin olmadığı önümüzdeki birkaç yılın arkasından, doğru adımlarla ve reformlarla, daha sonrasında çok daha sağlıklı bir büyümeye gidiş olacağını öngörüyorum.”

Ateş, kamu, bankacılık ve hane halkı dışında özel sektörün net açık pozisyonu 210 milyar doların üzerinde olması nedeniyle kurdaki dalgalanmadan kısmen etkilendiğini belirterek, bunun giderilmesi için, iç ve dış talebin dengeleneceği bir ekonomik modele gidilmesinin doğru olacağını söyledi.

İç talebin dış taleple dengeli hale gelmesi durumunda Türkiye’nin önünün son derece açık ve parlak olduğunu ifade eden Ateş, “Turizm de Türkiye’nin petrolü gibidir. Her sene 30 milyar dolar ama potansiyel olarak 60-70 milyar dolar gelir getirebilir. 50’den fazla sektöre doğrudan artı değer yazacak bir sektörden bahsediyoruz.” dedi.

TURİZM SEKTÖRÜNE YATIRIMCI İLGİSİ

Turizm sektöründe kriz yıllarının ardından sektörün kullandığı kredilerde bir yapılandırma yapılıp yapılmadığına yönelik soru üzerine DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, turizmde yaşanan sıkıntılı yıllarda borç servisinde bazı sıkıntılar, gecikmeler olduğunu fakat bunu proaktif bir yaklaşımla öngörerek yeniden yapılandırdıklarını bildirdi. Ateş, “Tam rakam söylemeyim ama 1,5 milyar doların üzerinde bir yapılandırma yaptık DenizBank olarak.” açıklamasında bulundu.

Turizmin yukarıya gittiğini ve sektörün dinamik yapısını koruduğunu kaydeden Ateş, sektöre geçen yıl ve bu yıl çok fazla sayıda yatırım da gelmeye başladığını dile getirdi.

Ateş, “Yani sadece bizimle konuşan yatırımcıları biliyorum ama eminim ki bizim bilmediğim de çok sayıda ilgili gruplar var. Kıta Avrupa’sından Uzak Doğu’suna, Amerika’ sına kadar belli yatırımcı grupları. Bu aslında sektörün de orada yaratılan varlığın da değerli olduğunu gösterir. İyi ki sektöre kol kanat germişiz, elimizden gelen desteği vermişiz.” diye konuştu.

BANKALARA STRES TESTİ

Bir gazetecinin, “Dalgalı geçen dönem sonrası bankalara stres testi yapılacağı gündeme geldi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine Ateş, finans, yatırım dünyasında, yani paranın konu edildiği her yerde güven unsurunun çok önemli olduğunu, yatırımın, şeffaf, hesap verebilir, adil ve sorumluluk alan bir kurumsal yönetimin hakim olduğu yerlere gittiğini dile getirdi.

Bu yıl gelişmekte olan ülkelere 1,1 trilyon dolar civarında yatırım olduğunu, Türkiye’nin yabancı yatırımdan aldığı payın nispi olarak biraz azaldığını ifade eden Ateş, güven ortamını tesis etmenin son derece önemli olduğunu vurguladı. Ateş, “Çünkü nereden bakarsanız bakın finans yani para en akışkan şeydir. Risk gördüğü yerde kalmak istemez ama görünen o ki bu güven ortamının giderek tesis edilebileceği, getirilerin de iyi olabileceği şeyler oluyor. Yani bir ortam, bir iklim oluşmaya başladı. Turizm sektörü için bunu özellikle söyleyebilirim.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’deki bütün bankaların son derece şeffaf ve hesap verebilir durumda bulunduğunu, Uluslararası Muhasebe Sistemine göre 3 aylık bilançolarda da bunun açıklandığına işaret eden Ateş, problemli kredi oranın yüzde 3,4 olduğunu, varlık yönetim şirketlerinin rakamları konulduğunda bu rakamın yüzde 4,9’a çıktığını, ikinci grup denilen dikkatli izlenmesi gereken kredi grubunda da rakamların yüzde 13-14’e çıktığını ama bunun çok korkutmaması gerektiğini söyledi.

Ateş, “Türkiye bankacılık sistemi son derece sağlam, iyi sermayelendirilmiş, sermaye yeterliği olan ve likiditesini çok iyi korumuş bir sektör. Gerçekten o kadar iyi çerçeve altına alınmış ve düzenlenmiş yani regüle etmiş bir sektör ki bankacılık, her kımıldayışınızda, milim hareketinizde bile dikkatli olmanız ve kurala uygun davranmanız lazım.” dedi.

AA

Black Friday (Kara Cuma) nedir? Black Friday indirimleri ne zaman başlıyor?

Black Friday (Kara Cuma) nedir? Black Friday indirimleri ne zaman başlıyor? Black Friday, Şükran Günü’nden sonraki Cuma günüdür. Gün 1932’den bu yana Noel alışveriş sezonunun başlangıcı kabul edilir. Mağazalar çok erken saatte açılır ve geç kapanırlar, ve beklenmedik derecede indirimli satış yaparlar. Black Friday bir resmi tatil sayılmaz. Geçen yıl Türkiye’de de birçok firma çeşitli kampanyalar düzenlemişti. Peki bu sene Black Friday ne zaman başlayacak? İşte cevabı…

2018 BLACK FRİDAY NE ZAMAN BAŞLIYOR?

Black Friday geçtiğimiz yıl ise 17 Kasım’dan 26 Kasım’a kadar devam etmişti. Bazı mağazalar Black Friday satışlarına Şükran Günü olan perşembe gününde, bazıları ise pazartesi ve çarşamba günlerinde başlıyor. 2018’de Türkiye’de Black Friday indirimleri bu sene 23 Kasım’da olacak.

Bu alışveriş gününe tarihte ilk defa 1961 yılında gazetelerde Black Friday olarak bahsedilmiştir. O günde, Philadelphia’da, alışverişten dolayı oluşan yoğun trafik ve zorluklar nedeniyle bu isim verilmiştir. Son yıllarda, bu gün, hem insanlar hem de mağazalar için olumlu şekilde karşılanmaktadır.

İLGİLİ HABEREn çok alışveriş kediler için yapılıyorEn çok alışveriş kediler için yapılıyorİLGİLİ HABERABD'de müşterilere yüz tanıma ile alışveriş dönemiABD'de müşterilere yüz tanıma ile alışveriş dönemi ._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

İran’da 11 milyon kişiye gıda ve para yardımı

İran Meclisi Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Abdurrıza Azizi, aylık geliri 3 milyon tümenin (yaklaşık 215 dolar) altında olan 11 milyon kişiye gıda yardımı yapılacağını duyurdu.

İran resmi ajansı IRNA’ya konuşan Azizi, son dönemde artan enflasyona bağlı olarak yaşanan fiyat artışları nedeniyle işçi ve memurların aldıkları maaşların geçimleri için yeterli olmadığını belirtti.

Azizi, “Sosyal yardımlaşma kurumu İmam Humeyni Yardım Komitesi çatısı altında, aylık geliri 3 milyon tümenden az olan işçi, memur ve çalışanlardan oluşan 11 milyon kişiye, bu ay gıda yardımı yapılmaya başlanacak. Önümüzdeki günlerde bu yardımların 30 milyon kişiye ulaştırılması hedefleniyor.” dedi.

AYLIK NAKDİ YARDIM

Azizi ayrıca söz konusu kişilere aylık nakdi yardım da yapılacağını ifade ederek, bu yardımın şu şekilde gerçekleştirileceğini söyledi:

“Aylık bir kişiye 40 bin tümen (yaklaşık 3 dolar), 2 kişilik aileye 80 bin, 3 kişilik aileye 110 bin, 4 kişilik aileye 135 bin ve 5 kişilik aileye ise 145 bin tümen para yardımı yapılacak.”

Sağlık alanında da yardımlar yapılacağını kaydeden Azizi, devlet hastanelerindeki süspansiyonların, kırsal bölgelerde yaşayan köylü, çiftçi ve göçebeler için yüzde 97, şehirlerde yaşayanlar için ise yüzde 94 olarak uygulanacağını aktardı.

AA

İLGİLİ HABERİran petrolde indirim yaptıİran petrolde indirim yaptı

 

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Uzmanlar 4 yılın sonunda sebebini buldu: Parayla mutluluk olmuyor

Gent Üniversitesi sağlık ekonomisti Prof. Dr. Lieven Annemans ve ekibi tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, Belçika’da ortalama aylık gelir 1716 euro. Toplumun beşte biri, ayda 1000-1500 euro ile geçiniyor.

Araştırmaya göre, 2000-3000 euro aylık gelire sahip olanlar kendilerini mutlu hissediyor.

Ortalamanın altında bir gelire sahip olanlar yeterince mutlu değil. Ancak asıl çarpıcı olan, mutsuzluğun en fazla kazanan kesimler arasında da yaygın olması.

Aylık 4 bin 500 euro ve üzeri kazanca sahip olanlar, yaşam koşullarından daha az memnunlar. Bu kesim, az kazananlara oranla kendilerini çok daha mutsuz hissediyor.

Prof Dr. Annemans, maddi zenginlikten alınan hazzın genellikle kısa süreli olduğuna dikkat çekiyor. Belçikalı araştırmacıya göre, yüksek kazançlı kişiler hem işlerinden hem de sosyal çevrelerinden memnun değil.

‘Kazanç stres ve yalnızlık da getiriyor’

“Bu yüksek gelir kendiliğinden oluşmuyor” diyen Annemans, bol kazancın stres ve yalnızlığı da beraberinde getirdiğini vurguluyor.

Araştırmacıya göre, çok kazanan kesim “Daha fazla olsun dürtüsünün” kurbanı oluyor ve bu doyumsuzluk da yaşam kalitesini düşürüyor.

Çeşitli üniversitelerden meslektaşlarıyla birlikte 4 yıl boyunca mutluluk araştırmasına katılan Leuven Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Prof. Dr. Frederic Vermneulen, refah düzeyindeki eşitsizliğin, gelir eşitsizliğinden daha fazla olduğunun altını çiziyor.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre mutluluğun, herhangi bir politikaya yön verecek bir ölçüm aracı olmadığını söyleyen Vermeulen, “En mutsuz olan insanlar, yaşam koşulları en kötü olan insanlar değil” diyor.

Vermeulen’e göre, yüksek eğitimi ve vasıflı insanlar daha talepkâr ve düşük vasıflı insanlara oranla daha mutsuzlar. Dışa dönük yaşayan insanlar da, yine mutsuz kesimde yer alıyor.

Belçikalı profesör, sosyal politikalar oluşturulurken her şeyden şikâyet eden, mutsuz yüksek eğitimli ve dışa dönük insanlar yaratılmamasına dikkat edilmesini istiyor. Vermeulen’e göre, bu kesim, zaten baştan mutsuzluğu kabul etmiş durumda.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

McKinsey Türkiye’ye neden davet edildi, anlaşma nasıl rafa kalktı?

Dr. Mahfi Eğilmez’in BBC Türkçe’de yazdığı yazıya göre; Enflasyonun yüksek çıkması gündemi değiştirince danışmanlık konusu biraz gerilere düştü. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın McKinsey’den danışmanlık alınmayacağı açıklaması bir kez daha bu kuruluşu gündemin başköşesine çekti. Son aylarda sendikasyon kredilerini yenilemekte zorlanan bankalara bu sendikasyonları yapacak olan yabancı banka ve finans kuruluşlarının, Türkiye’nin IMF ile bir program içine girmesini önerdikleri biliniyor.

KOLAY BİR YOL DEĞİL

Anlaşılan o ki yabancı banka ve finans kuruluşları bizden giden bilgilere ve verilere güvenmiyor, tarafsız bir görüşe ihtiyaç duyuyor ve IMF’yi bu bilgi ve veriler için bir çeşit gözetim mercii olarak işin başında görmek istiyor. Ne var ki bu söylendiği kadar kolay bir yol değil. Kolay olmamasının iki nedeni var. İlk olarak hükümet böyle bir öneriyi kabul etmiyor. Hükümetin bunu kabul etmemesinin altında geçmişte yapılan açıklamalar yatıyor. Hükümet yetkilileri, yıllarca, IMF ile düzenlemeden çıkılmasını ekonomi yönetimindeki başarının bir kanıtı olarak anlattılar. IMF’den çıkılması bir yana, IMF’ye borç verme aşamasına gelindiğini ifade ettiler.

ABD’NİN BÖYLE BİR HAKKI YOK

Yeniden IMF’ye başvurulması bu başarının bitmiş olduğu imajını yaratabileceği için bu yola gidilmesi bu aşamada pek mümkün görünmüyor. İkinci olarak da IMF ile bir düzenleme içine girilmesi artık sadece bizim isteğimize bağlı bir seçenek değil. Çünkü ABD yönetimi, geçtiğimiz ay, Kongreden geçirdiği bir yasa ile IMF gibi uluslararası kuruluşların Türkiye’ye mali destek vermesini yasakladı. Aslında ABD’nin böyle bir hakkı yok. Bu yasal düzenleme sadece ABD’nin IMF İcra Direktörleri Kurulunda oy kullanacak olan temsilcisini bağlar. IMF’de bir ülkeye destek verilip verilmemesini kararlaştıran icra direktörleri kurulunda ABD’nin oyu 24 oydan biridir. O nedenle ABD’nin tek başına Türkiye’yi engelleme imkânı bulunmuyor.

deeeee

Dr. Mahfi Eğilmez

Buna karşılık ABD’nin Türkiye’ye destek verilmesine karşı çıkması diğer bazı icra direktörlerinin de muhalif kalmasına ve Türkiye’nin IMF ile bir düzenlemeye girmesinin engellenmesine yol açabilir. ABD, yüzde 16,5 pay ile IMF’de en yüksek kotaya sahip ülke konumunda bulunduğu için 2019’da tamamlanacak kota artışını onaylamaması IMF’yi madden güç duruma düşürebilir. Diğer icra direktörleri ister istemez ABD’li icra direktörünün etkisinde kalabilir. Bu iki nedenle IMF ile bir işbirliğine girilmesi Türkiye açısından bu aşamada bir seçenek oluşturmuyor.

YABANCI YATIRIMCIYA GÜVEN AŞILAMAK

457 milyar dolar dış borcu, bir yıl içinde çevirmesi gereken yaklaşık 230 milyar dolarlık dış yükümlülüğü bulunan Türkiye’nin dış finansmana erişim için aradığı çözümün yeni kurulacak birim için alınacak danışmanlık meselesiyle gündeme gelmiş olduğu anlaşılıyor. Yabancı banka ve finans kuruluşlarının beklentisi hükümete danışmanlık yapması konusunda anlaşmaya varılan McKinsey şirketinin bir yandan da dolaylı olarak, kendilerine verilecek raporlarda yer alacak bilgilere ve verilere göz kulak olmasıydı.

Yabancıların bu beklentisine karşılık verecek açık ya da zımni bir düzenleme var mı bilinmiyor ama borç verecek olanların beklentisinin bu olduğu anlaşılıyor.Ne var ki işler tam bu aşamadayken Cumhurbaşkanının açıklaması gelince McKinsey’in danışmanlık meselesi karıştı. Bu durumda McKinsey’den danışmanlık alınıp alınmayacağı, alınmayacaksa kendilerine para ödenip ödenmeyeceği bilinmeyen konular arasına girdi. McKinsey’in danışmanlık alınmak üzere davet edilmesi bana göre yanlıştı. Türk bürokrasinin bu konuda birikimli, yetişmiş pek çok elemanı var. Eskiden bu görevleri Devlet Planlama Teşkilatı uzmanları yapar, Hazine, Maliye ve Merkez Bankası’nın elemanları da onlara yardım ederdi. Bu elemanların hepsi bir yerlere dağıtılmadığına göre onlardan bir ekip oluşturmak yerine yabancı bir danışman tutulmasının tek gerekçesi bizim elemanların yazacaklarına yabancıların güvenmemesi olabilir. Ki bu duruma nasıl geldiğimiz de ayrı bir soru işareti. McKinsey’in gönderilmesi çağırılmasından daha da tuhaf bir durum yaratıyor. Çünkü 10 gün arayla aynı konuda aynı hükümet iki farklı karar almış oluyor.

MCKİNSEY PİYASALARA NASIL YANSIR

Bu çelişkili durumun risk artışına yol açacağı çok açık. Büyük olasılıkla bu açıklamaların ardından TL değer kaybedecek, Türkiye’nin risklerini gösteren CDS primi yükselecek. Riskleri düşürmesi umuduyla davet edilen McKinsey’in risk artışına yol açarak gidiyor olması başlı başına tuhaf bir durum. Türkiye’nin dış borçları o kadar yüksek değil. Bu alandaki asıl sorun bir yıl içinde çevrilmesi gereken dış yükümlülük miktarının yüksekliği (yaklaşık 230 milyar dolar) 2019’da Fed’in 3 kez daha faiz artıracağı ve piyasadan 600 milyar dolar daha çekeceği dikkate alındığında bu büyük tutar bu tür çelişkilerle birleştiğinde dış kreditörlerin Türkiye’ye sıcak bakmalarının önünde ciddi bir engel oluşturuyor.

Dış borçlanma belirli bir noktayı geçince bağımsızlık sorunları yaratmaya başlar. Osmanlı İmparatorluğu’ndan devir alınan dış borçları ödemek zorunda kalan Cumhuriyetin ilk kuşaklarının dış borçlanmadan uzak durmasının, hızlı büyümeden çok yerel olanaklarla büyümeyi tercih etmesinin nedeni asıl olarak buydu. Osmanlı tarihi sadece kılıç kalkandan, fetihlerden, saraydaki ihtişamdan ibaret değildir. İmparatorluğun özellikle son 200 yılı çok sayıda finansal dersle doludur. Ertuğrul’un, Kanuni’nin, Abdülhamid’in dizilerinin yanında Tarhuncu Ahmet Paşa’nın başına gelenler de televizyon dizisi yapılsaydı belki bu derslerden yararlanmak mümkün olurdu.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Engelli vergi indirimi evrak takibi sorgulaması nasıl yapılır? EVİSS sorgulama sayfası…

Engelli bireylerin resmi adıyla “sakatlık indirimi” halk arasında bilinen adıyla “vergi indirimi” başvurularında evraklarının hangi aşamada olduğu merak edilen konuların başında geliyor. Engelli vergi indirimi evrak takibi sorgulaması nasıl yapılır? Merak edilen her şeyi tüm detayları ile haberimizde bulabilirsiniz…

ENGELLİ VERGİ İNDİRİMİ EVRAK SORGULAMA NASIL YAPILIR?

Engelli vatandaşların evrak takibi ile ilgili işlemleri evis üzerinden yürütülmektedir. EVİSs internet üzerinden vergi indirimi başvurunuzun hangi aşamada olduğunu gösteren evrak takip sistemidir.

Engelli vergi indirimi sorgulaması için sisteme TC Kimlik numaranızı girmeniz gerekmektedir. İşlemin hangi safhada olduğunu bilgisayar ortamında bulunduğunuz yerden sorgulayabilmek için ihtiyacınız olan 2 şey var internetli bilgisayar ve soyadı.

Sorgulama için öncelikle (http://eviss.ivdb.gov.tr/) bağlantı adresine tıklayınız. Açılan sayfada şu bilgileri sisteme girmeniz gerekiyor.

– TC Kimlik No
– Soyadı (Büyük harflerle )

EVİSS sorgulama ekranından şahsınızla ilgili iki bilgiyi eksiksiz ve doğru olarak girdiğinizde dosyanızın hangi aşamada olduğunu takip edebilirsiniz.

İLGİLİ HABEREngelli kimlik kartı nereden alınır? 2018 engelli kimlik kartı için gerekli belgeler...Engelli kimlik kartı nereden alınır? 2018 engelli kimlik kartı için gerekli belgeler…

ABD, Filistinlilere yaptığı son yardımları tamamen durdurdu

New York Times’ın görüştüğü eski ve yeni devlet yetkilileri, ABD‘nin Filistin’e yaptığı her türlü yardımı durdurma kararı kapsamında, Filistin ve İsrail halklarını bir araya getirerek ilişkileri geliştirmeyi hedefleyen programlara ayırdığı fonları bir bir durdurma kararı aldığını ve ülkenin Filistinlilere yönelik son yardımları da bitireceğini söyledi.

İLGİLİ HABERTrump, Çin'e 200 milyar dolarlık verginin daha uygulanması talimatını verdiTrump, Çin'e 200 milyar dolarlık verginin daha uygulanması talimatını verdi

Trump yönetiminin Filistinli sivillere yönelik artık fon ayırmayı reddettiği programlar arasında ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Çatışma Yönetimi ve Yatıştırma Programı, Doğu ve Batı Kudüs’teki çocukları bir araya getiren Kids4Peace (Barış için çocuklar) gibi programların bulunduğu kaydedildi.

“AJANSLAR BATI ŞERİA VE GAZZE’DEKİ FİLİSTİNLİLERE ULAŞAMIYOR”

Yetkililer, yapılan fon kesintileri sonucunda sadece İsrailli Yahudi ve Arapların ABD‘nin yardımından yararlanabileceğinin altını çizdi.

USAID’den yapılan açıklamada da “Ajans şu anda Trump yönetiminin Filistin’e yardım konusunda aldığı son kararlar nedeniyle Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilere ulaşamıyor.” ifadesine yer verildi.

İLGİLİ HABERABD'den yeni Filistin hamlesiABD'den yeni Filistin hamlesi

Söz konusu programlar, ABD bütçesinden ayrılan milyonlarca dolarla özellikle genç Filistinliler ile İsrailliler arasında birebir iletişim kurulması için Batı Şeria ve Gazze gibi bölgelerde çalışmalar yürütüyor.

“DİPLOMASİ BAŞARISIZLIĞI”

Yetkililer, uzun yıllardır hem Cumhuriyetçi hem de Demokratik ABD yönetimlerinin Filistin ve İsrail için en önemli arabulucu olduğunu dile getirerek, son dönemlerde bu konuda Trump’ın aldığı kararları “diplomasi başarısızlığı” olarak niteledi.

İLGİLİ HABERABD'den Çin'e yeni davetABD'den Çin'e yeni davet

ABD Başkanı Donald Trump’ın Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason Greenblatt da New York Times’ın haberini resmi Twitter hesabından paylaşarak, “İsrailliler ve Filistinliler özellikle çocuklar arasında ilişki kurulmasının önemine inanıyorum. Eğer Filistin, görmediği bir planı görmeden reddetmeye ve kınamaya devam ederse hem Filistinli hem de İsrailli çocuklar kaybedecek ve tüm bu programların bir anlamı kalmayacak. Umarım Filistin anlaşmaya yanaşır, bekleyip görelim.”  yorumunda bulundu.

Daha önce elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı alan, ardından Filistinlilere yapılan yardımları keseceğini duyuran Trump yönetimi son olarak 1994’te Washington’da açılan FKÖ ofisinin kapatılacağını da açıklamıştı.

Bu kararların, Filistinlilere düşmanca tavrın yansıması olduğunu vurgulayan uzmanlar, ayrıca ABD‘nin bu uygulamalarla “Filistin yönetimine kendi vizyonu ve planlarını dayatmaya çalıştığını, bu şekilde Filistinlileri Yüzyılın Anlaşması’nı kabul etmeye zorladığını” dile getiriyor. AA

Bugün ekonomide ne oldu?

1) MERKEZ 625 BAZ PUAN FAİZ ARTIRDI

Merkez Bankası faizi 625 puan artırdı. Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 17,75’ten yüzde 24’e yükseltilmesine karar verdi. Dolar ilk etapta 40 kuruş düştü. AKP döneminin en yüksek politika faizi artışı gerçekleşmiş oldu.

İLGİLİ HABERAKP döneminin en yüksek artışıAKP döneminin en yüksek artışı2) DÖVİZLE KİRALAMA DÖNEMİ BİTTİ

Türk lirasının değerinin korunmasıyla ilgili Cumhurbaşkanı kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Resmi Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı kararına göre, menkul ve gayrimenkul alım satım ile kiralama sözleşmelerinde bedeller döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılmayacak.

İLGİLİ HABERSon dakika! Cumhurbaşkanı'ndan flaş döviz kararı: 30 gün içinde TL'ye dönünSon dakika! Cumhurbaşkanı'ndan flaş döviz kararı: 30 gün içinde TL'ye dönün3) MEGA PROJELER TL’YE DÖNECEK Mİ?

Türk Parasını Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliğin ardından mega projelerde de TL’ye dönülüp dönülmeyeceği merak konusu oldu.

İLGİLİ HABERMega projelerin sözleşmeleri TL'ye dönecek mi?Mega projelerin sözleşmeleri TL'ye dönecek mi?4) 3. HAVALİMANI TAŞIMA İHALESİ İPTAL EDİLDİ

Açılışına sayılı günler kalan İstanbul 3. Havalimanı’na toplu taşıma yapmak için açılan “Bagajlı Lüks Taşımacılık” ihalesinin iptal edildiği öğrenildi. Kamu yararı oluşmadığı için iptal edildiği bildirilen ihaleyi, 475 milyon 488 bin TL’lik teklif ile Altur, Havaş ve Free Turizm A.Ş. konsorsiyumu kazanmıştı.

Obama’dan flaş çıkış: Trump sebep değil, sonuç!

Obama, Trump için, “Bütün bunlar Donald Trump ile başlamadı.Trump sebep değil sonuç” dedi. Obama, Başkan Trump’ın siyasetçilerin yıllardır körüklediği hınçlardan beslendiğini savundu.

Obama, Amerikan tarihinde eski başkanların genelde birbirleri için olumsuz görüş beyan etmekten kaçındıklarını belirterek, Trump hakkında sert eleştirileri dile getirmesiyle bir geleneği yıktığını ima etti. Ancak eski Başkan, içinde bulunulan siyasi ortamın daha iyi bir söylem geliştirilmesi için böyle bir tepkiyi de zorunlu kıldığını vurguladı.

Obama, “Korkudan beslenmek, bir grubu diğeriyle karşı karşıya getirmek, bizim gibi olmayanlar olmasa düzen ve asayişin sağlanacağı söylemi yıllardır var. Sağlıklı bir demokraside bu söylem işe yaramaz. Bunun panzehiri etkisini göstermeye başlar ve siyasi yelpaze içindeki iyi niyetli insanlar geri kafalı ve bağnazları, korkudan beslenenleri ifşa ederek uzlaşı için çalışır” diye konuştu.

Obama, “Demokrasilerde boşluk olduğu zaman, diğer sesler bu boşluğu doldurur. Korku siyaseti ve hınç kök salar” dedi.

“Medyada yer alan manşetlere bakmak bile bu dönemin farklı olduğunu anlamaya yeter” diyen Obama, bu kez boş oturup hiçbir şey yapmamanın daha büyük bir risk taşıdığını vurgulayarak, “Bu durum normal değil” ifadesini kullandı.

Obama New York Times’ta isimsiz olarak yayımlanan ve Trump yönetiminden bir yetkilinin kaleme aldığı makaleye de değindi. Obama, “Beyaz Saray içinde gizli şekilde Başkanın emirlerine uymayanlar var diye her şeyin yolunda gideceğini iddia etmek denetim sağlamak değildir. Demokrasimiz böyle işlememeli” dedi.

Obama Trump’ın sık sık kendi icraatı olarak söz ettiği ve övündüğü ‘güçlü ekonomi’ye de değindi. ABD’de göreve ilk geldiğinde ekonomik kriz devralan Obama, toparlanmanın kendi döneminde başladığını ima ederek, “Ekonominin ne kadar iyi olduğu söylenince, bu toparlanmanın ne zaman başladığını hatırlayalım” dedi.

Obama Trump’ın geçtiğimiz yıl aşırı ağcı gruplar ve karşı gruplar arasında bir kişinin hayatını kaybettiği Charlottesville olaylarına Trump’ın verdiği tepkiyi de eleştirdi. Trump olaylar sırasında yaptığı açıklamada “Her iki grupta da kötü insanlar var” demiş ve bu sözleri ırkçı grupları yeterince sert bir dille eleştirmediği için tepki görmüştü. Obama da, “Ayrımcılığa karşı durmamız gerekir. Nazilerin kötü olduğunu söylemek ne kadar zor olabilir?” diye sert çıktı.