Çeyrek altın fiyatı 348 lira! Gram ve yarım altın fiyatları ne kadar? | 21 Aralık

Altın fiyatları son durumu haftaiçinin son günün vatandaşların ilgi gösteridiği konulardan biri oldu. Altının fiyatları ve Kapalıçarşı’daki altın fiyatları Aralık ayınının genelinde olduğu gibi durgun şekilde devam ediyor. Geçtiğimiz haftadan bu yana altının gramında birkaç liralık bir değişim oldu. Peki altın piyasasının en çok ticareti olan iki ürünü; çeyrek altın ve gram altın fiyatlarında son durum ne? İşte, altın fiyatları…

ALTIN FİYATLARI 21 ARALIK

Çeyrek altın 21 Aralık tarihinde, 340,73 TL’den alınıp, 348,49 TL’den satılıyor.

Gram altın ise 213,31 TL’den alınırken 213,36 TL’den satışa sunuluyor.

Yatırım için tercih edilen altınlardan olan Cumhuriyet altını 1.409,00 TL’den alınırken, 1.431,00 TL’den satılıyor.

Yarım altın ise 679,33 TL’den alınıyor ve 696,97 TL’den satılıyor.

Altının gram fiyatı, güne yükselişle başlamasının ardından 213,4 lira seviyesinde dengelendi. Dün dolar kurundaki değer kayıplarına karşın altının ons fiyatından bulduğu destekle 214 lirayı test eden gram altın, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,84 primle 213,1 liradan tamamladı. Bugüne de yükselişle başlayan altının gram fiyatı, saat 09.45 itibarıyla önceki kapanışa göre yüzde 0,14 değer kazancıyla 213,4 liradan alıcı buluyor.

Kapalıçarşı’da çeyrek altın 349 lira, Cumhuriyet altını da 1.428 liradan satılıyor. Altının ons fiyatı dün, küresel piyasalarda değer kaybeden doların etkisiyle 26 Haziran’dan bu yana gördüğü en yüksek seviye olan 1.267,0 doları gördü. Sabah saatlerinde Asya piyasalarında negatif bir seyir izleyen ons altın şu dakikalarda önceki kapanışa göre yüzde 0,16 azalışla 1.258,9 dolardan işlem görüyor.

altin-fiyatlari-2_16_9_1538567107_16_9_1539504411_16_9_1545253144

215 LİRA DİRENÇ KONUMUNDA

AA Finans Analisti İslam Memiş, ABD Merkez Bankası (Fed) kararları sonrasında gerileyen ABD borsaları ve dolar endeksinin altının ons fiyatını olumlu yönde desteklediğini belirterek, “Altının ons fiyatı, dün güçlü direnç seviyesi olan 1.257 dolar seviyesini yukarı yönlü kırdı. ABD’de resesyon beklentisinin artması, altının ons fiyatında yükselişleri destekliyor. Ons altın 1.257 doların üzerinde kalıcılık sağlayabilirse yükselişler 1.268 dolar seviyesine kadar sürebilir.” değerlendirmesinde bulundu. Yurt içinde, dolar kurundaki gerilemenin altının gram fiyatındaki yükselişi sınırladığını ifade eden Memiş, teknik açıdan gram altında 212 liranın destek, 215 liranın direnç konumunda olduğunu bildirdi.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

McKinsey Türkiye’ye neden davet edildi, anlaşma nasıl rafa kalktı?

Dr. Mahfi Eğilmez’in BBC Türkçe’de yazdığı yazıya göre; Enflasyonun yüksek çıkması gündemi değiştirince danışmanlık konusu biraz gerilere düştü. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın McKinsey’den danışmanlık alınmayacağı açıklaması bir kez daha bu kuruluşu gündemin başköşesine çekti. Son aylarda sendikasyon kredilerini yenilemekte zorlanan bankalara bu sendikasyonları yapacak olan yabancı banka ve finans kuruluşlarının, Türkiye’nin IMF ile bir program içine girmesini önerdikleri biliniyor.

KOLAY BİR YOL DEĞİL

Anlaşılan o ki yabancı banka ve finans kuruluşları bizden giden bilgilere ve verilere güvenmiyor, tarafsız bir görüşe ihtiyaç duyuyor ve IMF’yi bu bilgi ve veriler için bir çeşit gözetim mercii olarak işin başında görmek istiyor. Ne var ki bu söylendiği kadar kolay bir yol değil. Kolay olmamasının iki nedeni var. İlk olarak hükümet böyle bir öneriyi kabul etmiyor. Hükümetin bunu kabul etmemesinin altında geçmişte yapılan açıklamalar yatıyor. Hükümet yetkilileri, yıllarca, IMF ile düzenlemeden çıkılmasını ekonomi yönetimindeki başarının bir kanıtı olarak anlattılar. IMF’den çıkılması bir yana, IMF’ye borç verme aşamasına gelindiğini ifade ettiler.

ABD’NİN BÖYLE BİR HAKKI YOK

Yeniden IMF’ye başvurulması bu başarının bitmiş olduğu imajını yaratabileceği için bu yola gidilmesi bu aşamada pek mümkün görünmüyor. İkinci olarak da IMF ile bir düzenleme içine girilmesi artık sadece bizim isteğimize bağlı bir seçenek değil. Çünkü ABD yönetimi, geçtiğimiz ay, Kongreden geçirdiği bir yasa ile IMF gibi uluslararası kuruluşların Türkiye’ye mali destek vermesini yasakladı. Aslında ABD’nin böyle bir hakkı yok. Bu yasal düzenleme sadece ABD’nin IMF İcra Direktörleri Kurulunda oy kullanacak olan temsilcisini bağlar. IMF’de bir ülkeye destek verilip verilmemesini kararlaştıran icra direktörleri kurulunda ABD’nin oyu 24 oydan biridir. O nedenle ABD’nin tek başına Türkiye’yi engelleme imkânı bulunmuyor.

deeeee

Dr. Mahfi Eğilmez

Buna karşılık ABD’nin Türkiye’ye destek verilmesine karşı çıkması diğer bazı icra direktörlerinin de muhalif kalmasına ve Türkiye’nin IMF ile bir düzenlemeye girmesinin engellenmesine yol açabilir. ABD, yüzde 16,5 pay ile IMF’de en yüksek kotaya sahip ülke konumunda bulunduğu için 2019’da tamamlanacak kota artışını onaylamaması IMF’yi madden güç duruma düşürebilir. Diğer icra direktörleri ister istemez ABD’li icra direktörünün etkisinde kalabilir. Bu iki nedenle IMF ile bir işbirliğine girilmesi Türkiye açısından bu aşamada bir seçenek oluşturmuyor.

YABANCI YATIRIMCIYA GÜVEN AŞILAMAK

457 milyar dolar dış borcu, bir yıl içinde çevirmesi gereken yaklaşık 230 milyar dolarlık dış yükümlülüğü bulunan Türkiye’nin dış finansmana erişim için aradığı çözümün yeni kurulacak birim için alınacak danışmanlık meselesiyle gündeme gelmiş olduğu anlaşılıyor. Yabancı banka ve finans kuruluşlarının beklentisi hükümete danışmanlık yapması konusunda anlaşmaya varılan McKinsey şirketinin bir yandan da dolaylı olarak, kendilerine verilecek raporlarda yer alacak bilgilere ve verilere göz kulak olmasıydı.

Yabancıların bu beklentisine karşılık verecek açık ya da zımni bir düzenleme var mı bilinmiyor ama borç verecek olanların beklentisinin bu olduğu anlaşılıyor.Ne var ki işler tam bu aşamadayken Cumhurbaşkanının açıklaması gelince McKinsey’in danışmanlık meselesi karıştı. Bu durumda McKinsey’den danışmanlık alınıp alınmayacağı, alınmayacaksa kendilerine para ödenip ödenmeyeceği bilinmeyen konular arasına girdi. McKinsey’in danışmanlık alınmak üzere davet edilmesi bana göre yanlıştı. Türk bürokrasinin bu konuda birikimli, yetişmiş pek çok elemanı var. Eskiden bu görevleri Devlet Planlama Teşkilatı uzmanları yapar, Hazine, Maliye ve Merkez Bankası’nın elemanları da onlara yardım ederdi. Bu elemanların hepsi bir yerlere dağıtılmadığına göre onlardan bir ekip oluşturmak yerine yabancı bir danışman tutulmasının tek gerekçesi bizim elemanların yazacaklarına yabancıların güvenmemesi olabilir. Ki bu duruma nasıl geldiğimiz de ayrı bir soru işareti. McKinsey’in gönderilmesi çağırılmasından daha da tuhaf bir durum yaratıyor. Çünkü 10 gün arayla aynı konuda aynı hükümet iki farklı karar almış oluyor.

MCKİNSEY PİYASALARA NASIL YANSIR

Bu çelişkili durumun risk artışına yol açacağı çok açık. Büyük olasılıkla bu açıklamaların ardından TL değer kaybedecek, Türkiye’nin risklerini gösteren CDS primi yükselecek. Riskleri düşürmesi umuduyla davet edilen McKinsey’in risk artışına yol açarak gidiyor olması başlı başına tuhaf bir durum. Türkiye’nin dış borçları o kadar yüksek değil. Bu alandaki asıl sorun bir yıl içinde çevrilmesi gereken dış yükümlülük miktarının yüksekliği (yaklaşık 230 milyar dolar) 2019’da Fed’in 3 kez daha faiz artıracağı ve piyasadan 600 milyar dolar daha çekeceği dikkate alındığında bu büyük tutar bu tür çelişkilerle birleştiğinde dış kreditörlerin Türkiye’ye sıcak bakmalarının önünde ciddi bir engel oluşturuyor.

Dış borçlanma belirli bir noktayı geçince bağımsızlık sorunları yaratmaya başlar. Osmanlı İmparatorluğu’ndan devir alınan dış borçları ödemek zorunda kalan Cumhuriyetin ilk kuşaklarının dış borçlanmadan uzak durmasının, hızlı büyümeden çok yerel olanaklarla büyümeyi tercih etmesinin nedeni asıl olarak buydu. Osmanlı tarihi sadece kılıç kalkandan, fetihlerden, saraydaki ihtişamdan ibaret değildir. İmparatorluğun özellikle son 200 yılı çok sayıda finansal dersle doludur. Ertuğrul’un, Kanuni’nin, Abdülhamid’in dizilerinin yanında Tarhuncu Ahmet Paşa’nın başına gelenler de televizyon dizisi yapılsaydı belki bu derslerden yararlanmak mümkün olurdu.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.