Yeni havalimanında Türkiye için skandal ilan

AK Parti Hükümeti’nin en büyük projelerinden biri olarak hizmete açılan İstanbul Yeni Havalimanı’nın reklam alanlarındaki bir ilan sosyal medyada günün konusu oldu.

Türkiye’ye gelen yabancı turist ve yatırımcılara yönelik asılan “Türkiye’ye hoşgeldiniz. 250 bin dolar yatırımla Türk vatandaşı olun” afişi tepkilere yol açtı.

Gazeteci Duygu Demirdağ sosyal medya reklam afişinin fotoğrafını paylaştı.

Afişe İYİ Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ “Hiç bir ciddi devlet böyle vatandaşlık pazarlamaz. Bu yaklaşım pazarlayanların Vatana verdikleri anlamın göstergesidir” diye tepki gösterdi.

İşte Demirdağ’ın o paylaşımı:

Yeni havalimanından:
250.000 dolara vatandaşlık. pic.twitter.com/6wkNqdHdXb

— Duygu Demirdag (@duygudemirdag) 13 Nisan 2019

Ders kitaplarında Atatürk ayıbı

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlatılan ve Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Bilişim Ağı (EBA)’nın resmi internet sitesinde yer alan bazı kitapların içeriklerinde yerel alan skandal ifadeler görenleri şoke etti.

OdaTV.com’da Mahiye Morgül imzasıyla yayınlanan haberde bu kitaplardaki skandal ifadeler şu şekilde aktasrıldı:

Değişik yazarlardan Hayat Bilgisi 3.Sınıf kitapları basıldı bu sene. MEB’nın resmi sitesi eba.gov.tr / ekitap adresinden girip içeriklerine lütfen bakın..

Birinde Atatürk’e yapılan değersizleştirme operasyonlarını, diğerinde ise 4.sınıfta başlatılacak olan Toplum Hizmeti (ders dışı) seçmeli derslerin tanıtımları var.

Önce Atatürk’e yapılan değersizleştirmelerin yeni karşılaştığım türlerini göstereyim.

Kitabın adı: Hayat Bilgisi-3, MEB Yay. (2018-2019)

Yazarı: Elif Çelikbaş, Fatma Gürel, Nazile Özcan

http://www.eba.gov.tr/ekitap?icerik-id=6480

ATATÜRK’E AİT OLMAYAN SÖZ…

Sh.75: “ İnsan haklarına saygı göstermeyen kişi ve milletler asla barışı sağlayamazlar.”

Metnin en altına getirilen bu söz Atatürk’e ait değildir.

Atatürk’ün adı sayfanın en aşağısında olamaz, olmamalıdır, olursa değersizleştirmeye uğratılmış demektir.

Ders kitabı yazılırken sayfa dipleri çocuklara üniteyle ilgili verilecek araştırma ödevlerine ayrılır. Bu bir tür kuraldır. Bu kitapta ise kural bozulmuş, Atatürk’le ilgili ünitelerde Atatürk’e ait bazı sözler sayfanın dibine yazılmıştır.

ATATÜRK’ÜN SÖZLERİ SAYFA DİBİNE KONURSA…

Kitap boyunca beş kere Atatürk adı sayfa dibine yazılmış, bu suretle değeri aşağı çekilmek istenmiştir.

Ders kitabı yazılırken sayfa dipleri çocuklara üniteyle ilgili verilecek ev ödevleri için ayrılır. Bu kitapta ise, Atatürk’le ilgili ünitelerde bu kurala uyulmamış, Atatürk’e ait sözler sayfanın dibine yazılmış, dolayısıyla ATATÜRK adı en alta getirilmiştir. 

s.41: “İlköğretim davası, insan olma, ulus olma davasıdır.”

s.73: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir: benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”

s.74: “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.”

s.75:“İnsan haklarına saygı göstermeyen kişi ve milletler asla barışı sağlayamazlar.”  Atatürk’e ait olmayan bu söz sayfa dibinde olmakla bir kere daha yanlıştır.

s.180: “Gençler! Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve yükseltecek sizsiniz.”

KAFA KARIŞTIRICI CÜMLELER…

Sh.122:

Soru: Cumhuriyetin getirdiği hak ve özgürlükler nelerdir?

Cevap: “Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yerleşme ve seyahat özgürlüğü devlet tarafından güvence altına alındı.”

Düşünme sorusu: Yönetim şekli olan cumhuriyet ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

a-Böyle bir düşünme sorusu henüz temel bilgileri alma yaşında olan bir çocuğa cumhuriyeti tartışılır hale getirir. Yanıltıcı ögedir, Cumhuriyetin değerini hafifletir.

b- Yerleşme ve seyahat özgürlüğü konusu 1982 anayasasında güvenceye alınmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşunda böyle bir konu gündeme gelmemiştir. Cumhuriyet ilanının gerekçesi bu kadar sıradan nedenlere indirilemez!

ATATÜRK’Ü BALIK KILÇIĞI İLE YAN YANA GETİRMEK… 

Sh.123: Soru; Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kazanılan seyahat etme özgürlüğünün olmaması durumunda ne gibi zorluklar yaşardınız?

      Bu soruyla 122.sayfadaki yanıltıcı ögeyi pekiştiriyor. Çocuğu henüz tam olarak bilmediği bir konuda yaşayacağı zorlukları hayal etmeye zorlamak, ona olumsuz şeyler hayal ettirmektir. 

Bu olumsuz çağrışımların arasında çocuk ruhsal daralmaya girmiş haldeyken ona ciddi bir sorumluluk yükleyen değerli bir sözü önüne koymak o çok önemli sözü algılamayı engeller. Ki o söz Atatürk’ün vasiyeti sayılacak değerde “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve koruyacak olan sizlersiniz” diyen sözüdür.

Sayfayı bir bütün olarak düşündüğümüzde bu sözün yeri asla bu sayfa değildir.

Sayfada görülen balık kılçığı ile Atatürk’ü ve Cumhuriyeti bir arada resmetmek başlı başına Atatürk’e ve Cumhuriyete saygısızlık örneğidir. 

ATATÜRK RESMİNİ SAYFA DİBİNE KOYMAK…

Sh.41: Çocuktan sayfanın alt kısmındaki daracık alana Atatürk’ün bir özelliğini anlatan fotoğraf bulup yapıştırması isteniyor.

Çocuğun getireceği fotoğraf muhtemeldir burada verilen sınırlı alana sığmayacak ve çocuk onu kesmek zorunda kalacaktır. Eğer tam sayfa büyüklüğünde Atatürk köşesine yerleştirilmeyecekse çocuğa Atatürk resimlerini getirme ödevi verilmez. Hele keserek kitabın arasında bir yere yapıştıracaksa böyle bir ödev olamaz; kitap sayfaları aynı zamanda yazı amaçlı kullandırıldığından yapıştırılan fotoğraflar kitabı deforme etmekte kullanılamaz hale getirmektedir. 

ATATÜRK’Ü DAR ALANA YAZDIRMAK…

Sh.41’de aynı zamanda yazı ödevi verilmektedir. Çocuktan küçücük kare alanlara Atatürk’ün kişisel özelliklerini yazması isteniyor. Verilen 4cm’lik yazı satırları ise çok daha vahim hatadır; yazı satırları sayfa genişliği kadar olmadıkça çocuk oraya yazamaz.

Çocuk burada gördüğü dar alanla sınırlı cümle kurmak zorunda kalacağını hayal ederken bile çocuğun ruhu daralır. O kısacık satırlara sığmayan kelimeler dışarı taşacak sayfayı kirletecektir. 

Atatürk’ü yazdırırken çocuğa sıkıntı verecek şekilde çocuğu dar alana zorlamak, Atatürk’ü dar alana sokmaktır ve çocuğu da ruhsal olarak daraltır.

ATATÜRK’ÜN BOYDAN FOTOĞRAFINI KÜÇÜLTEREK DİBE KOYMAK…

Sh. 147:Atatürk’ün boydan fotoğrafı oldukça küçültülerek sayfa dibine konulmakla değersizleştirmeye uğratılmıştır. Aynı şekilde çocuklar için eğitsel değeri çok yüksek olan “Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!”sözünü aşağıya getirmek onu önemsizleştirmiştir.

Keza, değerlendirme sorusu olarak bunun en sonda sorulması 4.soruda verilen cümlenin değerini azaltmak için en sona bırakılmıştır.

 

Fotoğrafın zeminsiz ve çerçevesiz halde oluşu resim olarak da değerini düşürmüştür; bu haliyle Atatürk boşlukta kalmış gibi imaj verilmiştir.

      …………

Kitabın adı: Hayat Bilgisi 3, Evrensel İletişim Yay.

Yazarı: Esra Özcan

http://www.eba.gov.tr/ekitap?icerik-id=6296

(Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 28.05.2018 tarih ve 78 sayılı kararıyla 2018-2019 öğretim yılından itibaren 5 (beş) yıl süre ile Ders Kitabı olarak kabul edilmiştir.)

Yeni ders dışı seçmeli ders kavramına halkımızı alıştırmak kolay olmayacak. Sanırım buna hazırlık olsun diye yazılmış bu Hayat Bilgisi kitabı.

Gelecek yıl yeni bir ilkokul kavramıyla tanışacağımız, yeni bir müfredatla karşılaşacağımızın da belirtisi bu kitaptır. Diğer hayat bilgisi kitapları MEB’in daha önce ilan ettiği Hayat Bilgisi müfredatıyla örtüştüğü halde bu kitapta müfredat tamamen başkadır. Örneğin toplum yararına kurulmuş bütün vakıf ve derneklerin faaliyetlerine çocuklar katılacak ve bundan da ders notu alacaklar.

Tüm sınıf topluca bir yere gitmeyecek, bunu bilmiyor halkımız. Her çocuk kendi ilgisine göre, sosyal seviyesine göre, becerisine göre, onay vermesine göre, hatta kesesine göre seçmeli ders kavramı değişecek.

Ders çeşidi sınırsız sayıda değişebilecek, böylece aynı dersleri gören çocuk neredeyse kalmayacak, milli birlik dediğimiz kavram darmadağın hale gelecek.

Hayat Bilgisi kitabında biraz da alıştırma olsun diye, gönüllü Toplum Hizmeti faaliyetlerine katılmayı özendirsin diye seçilmiş TEMA gibi, DOÇEV gibi, ÇEKÜL gibi örnek vakıflar ve dernekler var. Buralarda çalışan çocuk, 4.sınıfta başlıyor bu seçmeli ders, karnesine not olarak girecek.

Toplumsal faydası bilinen örgütler bunlar. Ancak kazın ayağı öyle değil, ülkemizde çok itibarlı görünen sözde uluslar arası yardım kuruluşlarını da biliyoruz. Gönüllü yardım derneği adı altında bağış toplamalardan kan bağışlarına kadar. Her türlü istismara açık yerlere de toplumsal hizmet belgesi verilebilmektedir.

Kitabın 33.sayfasında resim olarak Amerika’dan bir Toplumsal Hizmet örneği var, kız çocukları yaşlı hasta kadına çiçek götürmüşler, buna onlar toplumsal hizmet diyor. Bir kere, bu kitabı yazanlar, ya da Ziya Selçuk, bilmiyor ki bizde çocuklar hasta ziyaretine götürülmez. Soruya bakın; bir de neler hissedersiniz diye soruyor.

Bizde hastaneye canlı çiçek dahi kabul edilmez. Bu resim hastaneden değil kimsesiz bir yaşlıya ev ziyareti olabilir. Ama soru öyle demiyor.

Bu hizmet Amerika ve İngiltere’de “Kilise Hizmetleri” içerisindedir. Oralarda sahipsiz yaşlı kimse çoktur, onları ziyaret ederler. Görseldeki öğretmen de tipik din hizmeti yapan birisidir. 

Bizde de yakında kilise gibi camiler de devletten bağımsız özerk işletmeler haline gelince bunları yaşatma dernekleri devreye girecek ve o dernekler böyle hayır işleri yapmaya başlayacaklar ve o zaman İHL mezunu sertifikalı kızlar bu tür işlerde görevlendirilecekler, hatta sosyal danışmanlık hizmetleri tıpkı Alman kiliseleri gibi camilerde yapılabilecektir. Kişi din vergisini hangi kiliseye veriyorsa oradan din hizmeti alabiliyor.

Hayat Bilgisi 3 kitabındaki seçmeli ders tanıtımı okulun yeni işlevini ve çocuğun okul dışından alacağı dersleri bize ipucu veriyor. Daha fazlası için Ziya Selçuk’un basın açıklamalarını izlemek ve dilinin altındakileri iyi okumak lazım.

Yalnız Ziya Selçuk Toplumsal Hizmet ve Kültürel Değerler seçmeli derslerinin başlama düdüğünü çaldı, bunu bilelim. Bu Hayat Bilgisi kitabı hangi okullara hangi şehirlere dağıtıldıysa oralarda bu tohumlar ekiliyor demektir, ilk hasat oralardan alınacaktır.

Ziya Selçuk’un söylediği okul kavramını da gördük bu kitapta.  

Sayfa 29’da, okulda yapılan yeni faaliyetlerden söz ediliyor. Okul gelir amaçlı işler yapacak, eğitim yıl boyu sürecek. Bina olarak yıl boyu kullanılacak ve gelirini kendisi karşılayacak. Okul müdürleri işletme müdürü olacak. Okul müdürlerine Okul Yönetimi sertifikaları bunun için verilecek.

Bu sayfadan anlıyoruz ki devlet okullar dışarıya paralı kurslar açabilecek, paralı geziler yapabilecek, spor ve sanat etkinlikleri yapabilecekler.

Şimdi spor ve sanat etkinlikleri deyince duralım. Belli merkezlerde toplanan resim, müzik ve spor öğrencileri seçtikleri derse göre orda öğrenim görecekler, kendi okullarında değil temel dersleri birlikte okudukları sınıf arkadaşlarıyla değil. Bakanlığın yeni aracı şirketlerle temin etti çalgılar bir okulun değil, bir semtin tüm okullarından gelen onu seçmiş öğrenci içindir ve bunlar okul saatinde olan derslerdir ve kendi okulunun dışında olacaktır.

Dikkat edin, devlet okulundaki çocuğun onu fakülteye taşıyacak olan bilgi birikimine erişmesi için gereken derslerin saatleri iyice azalacak, çocuk okuldan çok aklı dışarıda bir hale gelecek, okulda olacağı saat iyice azalacak. Seçmeli derslere gücü yetmeyen aileler ne yapacak, siz asıl onu düşünün?

Bu kadar seçmeli dersin bir tek maksadı olur; hiçbir çocuğu kendi sınıf arkadaşıyla birbiriyle aynı dersleri görmemiş hale getirmek, yani eğitimde birliği bitirmek. Eğitimde birlik bittikten sonra geriye dinde birliğin bitirilmesi gelir, bu kadar seçmeli ders içinde Kültürel Değerler dersinin anlamı da odur, daha sonra onları konuşacağız.

Bakın, “Diyanet artık kaldırılsın ne gereği var” dedirtmek için bu kadar kör gözüm parmağına halka ters düşen işler yapıyor o kurumun başındakiler. DİB yayını kitapların halini bilenler bu dediğimi çok iyi anlıyor. Din eğitimi bu hale geldikten sonra işine saygısı kalmayan imamlarla nereye kadar birlik korunabilir?

Çocuklarımız Toplum Hizmeti öğrenecek zannederken toplumsal değerlere iyice saygısı azalmış olarak suça eğimli hale gelecekler. Ondan da sonuç bekleyen küresel şirketler kendi ihtiyacı olan insan kaynaklarını yaratacaklar.

Bu çöküşü fark etmekle başlar bu gidişi durdurmak. Ders kitaplarına lütfen dikkatle bakın, orda hepsi çok açık, yaratmak istedikleri nesiller bu kitaplardan çıkacak. Hepsi bizim yavrularımızı, yedirtmeyelim kurtlara kuşlara!

‘Keloğlan Ak Ülke’ adlı çocuk kitabında skandal ifadeler

Çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konularının işlenmesi tepkiyle karşılandı.

Kitap da “Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın baş ucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: “Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,” diyerek birden yok oldu.” bölümü kan dondurdu. Küçük çocukların psikolojik olarak etkileneceği metinlerde “Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak” kelimelerine yer verilmesi pes artık dedirtti.

Bu nasıl bir çocuk kitabıdır. Bu nasıl bir üslûptur. Çoluk çocuğun zihinsel gelişimine nasıl bir etkisi olur bunun hiç düşündünüz mü? Yayınevi editör hiç dikkat etmiyor mu böyle şeylere. Hep söylerim, çocukların okuyacağı kitabı ilk önce siz okuyun. pic.twitter.com/0vQxHhRuFS

— Gregor Samsa (@gregorsamsamsi) 18 Ekim 2018

SKANDAL İFADE! “BAYGIN KIZIN IRZINI LEKELEDİ, ‘KARIM OLDUN’ DEDİ”

Kitapta ayrıca şu ifadeler yer aldı:

“Ağabeyi ava gittikten sonra bacısı bulaşıkları yıkadı. Bulaşık suyunu bir yarığı döktü. Masal bu ya, Hızır; o pis surattı, ak sakallı, kocaman kafasıyla bulaşık suyunun döküldüğü yerden çıkmasın mı! Kız, karşısında bu pis suratlı adamı birden görünce bayıldı! Siz, ölen birisi dirildi mi sandınız şimdi? O durmadan dirilen şey, kötülüktür. İyilik, iyi insanlar tarafından yaratılır.

Neyse dönelim Hızır’a. Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın baş ucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: “Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,” diyerek birden yok oldu.

Kız ağabeyine olanları söylese çok iyiydi ya korkusundan söyleyemedi. Hızır da her gün gelerek “Seni ağabeyine söylerim.” diye korkutup onun koynuna giriyordu. Kız, memnun değildi, ama yapabileceği bir şey de yoktu. Bir gün Hızır dedi ki:

“Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak. O doğunca ağabeyinin avdan döndüğü yola bırakacaksın. Avdan gelirken çocuğu bulacak, kucaklayıp getirecek. “Bacım; al bu çocuğu, bir ninni söyle, ak sütün aksın; emdir, büyütelim. İkiyken üç olalım, diyecek. İşte o zaman sen ‘Götürrrr! İstemem’ diyeceksin”